psikoloji
Christine MOHR & Domicele JONAUSKAITE
Cognitive and Affective Regulation Laboratory – University of Lausanne

Öncelikle iyi bilinen bir varsayımın gerçekliğini ifade edelim: Renkler herkesi ve ruh hallerini aynı şekilde etkileme gücüne sahiptir.

Bu yazıda söz edilen araştırma, renk ve duygu arasında yaygın biçimde kabul edilen ilişkiye ve hatta daha geniş bir alana (sevgi ve öfke gibi duyguları etkilemesinin yanı sıra moral bozukluğu, duygular, tercihler vb. gibi ruh halleri) odaklanıyor. Araştırma için yapılan deneylerde katılımcılar:

I. Renkli alanlar ya da renk tanımları kullanarak duyguları renklerle ilişkilendiriyor,
II. Belirli bir ruh halindeyken renk belirtiyor,
III. “Kromoterapi” seansını tamamlıyor,
IV. Sanatta renklerin duygusal bir anlam taşıması üzerinde düşünüyor.

Bu tür çalışmalar, rengin etki üzerindeki öneminin ve aynı zamanda yarattığı etkiyle olan bağlantısı göz önünde bulundurulduğunda bir rengi görmenin ya da zihinsel olarak temsilinin farklılık gösteren katkısının anlaşılmasına yardımcı oluyor.

renkler ve duygular arasındaki bağlantı

Çalışma hedefimize dayanarak, renk ve duygu arasında “gerçekten” bir bağlantı olup olmadığını test etmek için bir adım geriye gitmemiz gerekiyor. Öncelikle iyi bilinen bir varsayımın gerçekliğini ifade edelim: Renkler herkesi ve ruh hallerini aynı şekilde etkileme gücüne sahiptir.

Popüler medyanın bu tür “gerçekleri” onaylama ve geniş kapsamlı iddialarda bulunma hevesinde olduğunu fark ettik. Mavi bir ortamın rahatlatıcı bir atmosfer olduğunu defalarca “öğreniyoruz”. Bilimsel iletişimde bu derece yaygın iddiaların pek çoğunu onaylayacak kanıtlara sahip değiliz. Yaygın olarak inanılan “gerçeklerin” varlığı, ilgili bilimsel veri ve kanıtları otomatik olarak yaratmaz, ancak geniş çaplı inançlara ilişkin örnekler sunar. Renk ve duygunun sistematik bir şekilde ilişkilendirilip birleştirilmediği gibi, bu geniş çaplı inançları test etmek için oldukça istekliyiz. Ayrıca, sadece tek bir popülasyonla değil, ulaşabildiğimiz kadar çok ülkeden bireylerle de ilgileniyoruz. Aynı zamanda bir rengi belirli bir duygu ile ilişkilendirmenin; sevgi ile kırmızı diyelim örneğin, gerçekten de sevgi hissetmenizi sağlayıp sağlamadığının sorgulanması gerekir. Sarıyı sevinçle ilişkilendirmek sizi neşeli hissettirir mi? Rengi yakın çevrenizde görmek gerekir mi, yoksa renk hakkında düşünmek veya onu hayal etmek yeterli midir?

Yaygın olarak inanılan “gerçeklerin” varlığı, ilgili bilimsel veri ve kanıtları otomatik olarak yaratmaz, ancak geniş çaplı inançlara ilişkin örnekler sunar. Renk ve duygunun sistematik bir şekilde ilişkilendirilip birleştirilmediği gibi, bu geniş çaplı inançları test etmek için oldukça istekliyiz.

Şu ana kadar elde ettiğimiz veriler kanıta dayalı birkaç sonuç çıkarmamızı sağlıyor:

  1. 30 ülkeden insanların renk terimlerini duygu kavramları ile ilişkilendirme biçimlerine bakarken, renkler ve duygular arasındaki ilişkilerde yüksek bir benzerlik gözlemliyoruz (%68 – %94). Ancak, benzerlik önemli bir bireysel ve kültürlerarası farklılık aralığına işaret edecek oranda (%100) değil. Komşu olan veya ortak dil kullanan ülkeler arasında daha fazla benzerlik gözlemlendi.

  2. İnsanların renkleri farklı duygu durumlarıyla ilişkilendirme biçimine bakarken; hüzün (koyu renkler), neşe (diğer sıcak parlak renkler ile birlikte sarı) ve korku (koyu renkler) için sistematik seçimler gözlemliyoruz; bunun yanında sakinlik ise farklı renk çeşitleri (yumuşak sarı, yeşil, mavi veya turuncu) ile bağdaştırılıyor. Ruh halleri, laboratuvarda bir müzik aracılığıyla uyarıldı. Ancak, bu çalışmanın aksini ispatlamayacağını, yani renklerle boyanmış ya da aydınlatılmış odaların kısa veya uzun vadede ilgili ruh hallerini uyandıracağını lütfen unutmayın.

  3. İnsanların ticari olarak temin edilebilen bir renk terapisi (kromoterapi) seansına cevap verme biçimine bakıldığında, terapinin stres ve kaygının azalmasına yardımcı olduğunu, ancak insanların renkleri görmelerine gerek kalmadığını gördük. Seans sırasında bir katılımcı grubu renkli disklere ve diğer grup ise beyaz bir tahtaya baktı. Kromoterapi seansının etkisi her iki durumda da aynıydı. Rengi görmenin çok önemli bir faktör olmadığı sonucuna vardık.

yaşam alanları, renkler ve insan psikolojisi 

Bu başlık, tam olarak renk ve duygu arasındaki ilişkiye dair yaygın inançları test etme sorumluluğumuza parmak basıyor. Bu tür soruların mutlaka cevaplanması gerektiğine inanıyoruz. Ama nereden başlamalı ve nasıl yapmalı? Başlık oldukça genel ve yine rengin psikolojik olarak bizi nasıl etkilediğine dair evrensel ve genel bir bağlantı olduğu izlenimini veriyor. Şu anki çalışmalarımızla (renk terimleri ve renkli alanlar kullanarak renk – duygu birliktelikleri üzerine kültürlerarası çalışma), öncelikle evrensel ve genel renk – duygu ilişkilerinin ne olduğunu anlamayı hedefliyoruz. Daha sonra, belirli renkleri seçebilir ve bu renklere maruz kalmanın insanların bilişsel yeteneklerini (örneğin hafıza, konsantrasyon) ve esenliğini (örneğin stres, ruh hali) etkileyip etkilemediğini test edebiliriz. “Belirli odalardaki belirli renklerin istenilen etkiyi yaratması” nedenselliğine gelince, bu konuda kanıta dayalı çalışmaların, en azından hakim olduğumuz bir dilde yayınlanmış olduğundan haberdar değiliz.

Yine bazı örnekler vermek istiyoruz. Sarı – neşe ilişkisini ele alalım. Bu ilişkiyi 50’den fazla ülkede gözlemleyebiliyoruz. İsviçre’de de bu ilişki, sarı rengi katılımcılara ister sözel ister görsel olarak ifade edelim, aynı şekilde güçlüydü. Şimdi bu soyut, kavramsal ilişkinin gerçek hayatta ortaya çıkıp çıkmayacağını araştıralım. Sarı bir odada zaman geçirirsek daha neşeli olur muyuz? Eğer öyleyse, hangi parlaklığı, hangi doygunluğu seçmeliyiz? Aydınlatmanın rolü nedir? Okullar ve hastaneler gibi ortamlarda faydalı olan renk – duygu ilişkisinin ortak mekanizmalarının olduğunu varsayabilir miyiz? Kamuoyunda kayda değer görüşlerin dolaştığını biliyoruz, ancak aynı zamanda bu görüşlere destek olabilecek sistematik çalışmaların olmadığını da biliyoruz.

Açıkçası tasarımcılar, mimarlar ve sanatçılar ile bu tür sorular üzerinde çalışmak oldukça cazip bir girişim olacak. Kendimizi, yaygın olarak dolaşan bu tahminlere mümkün olduğunca ışık tutmaya adadık. Bu adanmışlıkla, yorumlara, diğer görüşlere ve olası iş birliklerine açığız.