Future Project | Masterplanning
Ramsburg
WAFX Ödülü
Dome+Partners
Murat YILMAZ | Kurucu
finalist olmak & motivasyon…
WAF’a ilk defa katıldık. Daha önce neden katılmadığımız ve bu yıl neden katıldığımızı şöyle açıklayabilirim:
Daha çok üretmeye, çalışmaya odaklandık ve ödül programları ile çok fazla ilgilenmedik, ihmal ettik. Markalaşma ve ürettiklerimizi pazarlama konusunda eksiğimiz var. Ben kendi açımdan bunu eksik olarak görüyorum. Yeni nesil (özellikle Kati ve Özge) kendimizi anlatmamız ve markanın güçlenmesi açısından bunu yapmak gerektiğini düşündüğü için yaklaşık bir 2-3 yıldır yarışmalara, ödüllere katılma ve bunlara hazırlanma vizyonu oluşturdular. Ben de elimden geldiği kadar destekledim. Geçmişte çalışmaktan, yönetmekten bu konulara zaman ayırmayı ihmal ettim. İkinci nesil ve profesyonel arkadaşlar bunu daha iyi bir şekilde yapmak gerektiğini savundular. Haklıydılar. Ayrıca bugüne kadar WAF’a gitmemiş olmak, bu ortamlarda kendimizi anlatmamış, ifade etmemiş olmak ve bunun önemli olduğunun ayrımına varmamış olmak eksiklikti. WAF’a katılımımız sonrası bunun değerini daha iyi anladım.
Sadece WAF değil, öncesinde ve sonrasında birkaç uluslararası ödül de dahil, son 2-3 yılda ciddi anlamda bir ödül portfolyomuz oluştu. Bu önemli mi, faydasını görüyor muyuz diye sorarsanız, kesinlikle ofisimizin bilinirliği ve mimari yaklaşımımızın daha iyi yayılması, anlaşılması açısından çok ciddi katkısı olduğunu söyleyebilirim. Yeni jenerasyonun oluşturduğu bu vizyoner bakış açısının bir sonucu olarak bu yıl ilk kez WAF’a ve aynı projemizle başka ödül programlarına katıldık.
Bugüne kadar WAF’a katılmamış olmak…
WAF’ı seçmemizin bir motivasyonu elbette var. Ödül konusu tartışmalı bir konu. Ödüllerin verilme yöntemleri, genel yaklaşımlar, ilişkiler… Değerlendirme sürecinin güvenilir ve objektif olduğuna inandığım iki ödül programı var: WAF ve Ağa Han ödülleri. Belki aynı yaklaşıma sahip benim bilmediğim başka ödüller de olabilir.
Aslında katılırken WAF’ın hakikaten objektif olup olmadığını da görmek istedim. Süreç içerisinde hem finalist hem de katılımcı olarak bunu deneyimleme ve doğrulama fırsatı buldum. Bu tarz objektif bir ödül programında ödül almak, gerçekten gurur verici.
öne çıkanlar…
Birkaç ödül almış projeye baktığım zaman, çoğunda şehir için, insan için ne yaptığını daha iyi anlattığını gördüm.
Benim açımdan WAF jüri oturumunda eksiğimiz, hem biraz dil probleminden dolayı hem de bazı soruları anlayamadığımız için, tam olarak ana fikri (şehri değiştirme ve canlandırma fikrini) anlatamamış olmamızdı. Siz burada ne yaptınız sorusunun cevabı; “Biz şehrin yeniden değişmesi için doğru bir başlangıç yaptık.” olmalıydı.
WAF jüri oturumunda aldığımız en enteresan soru şuydu: Ben bu projenin nesini seveyim? Bence hem güzel bir soruydu hem de soruya tam doğru cevap veremedik. Hastane, yaşlı bakımı, müze unsurlarından bahsettik.
Cevap şu olmalıydı: Burada sevilecek olan şey, bu yaptığımız projenin şehir için bir aşı ve yeniden bir başlangıç fırsatı olması ve projenin doğal hayatı, tarihi ve kültürel mirası en iyi şekilde korumaya çalışılarak yapılması.
Projenin sevilebilecek tarafı, şehir için ileride neler üretebileceği potansiyeli demek istiyorum. Aşı beni çok çocukluğumdan beri etkileyen bir şeydir. Kuru bir ağaca bir dal aşı yaparsınız, canlanır ve meyve vermeye başlar.
Mimarlık mesleği esas ne işe yarar, yaramalı? Bir şeyi iyi yap, o kadar iyi yap ki herkes ondan etkilensin. Tam bir aşı mantığı. Bu proje de şehirdeki aşı. Normalde sakin, yaşlılarının oturduğu, şu anda çevresi ile çok fazla ilişkisi olmayan, gelişmeyen bir şehrin; yeniden ülkeye katma değer ölçeğinde teknolojik devrim yaşatması için bir aşı.
Daha önce o bölgede proje yapmayı deneyen yatırımcılar ve mimarlar olmuş ancak bu girişimler sonuca ulaşamamış.
hazırlık…
İlk tecrübe olduğu için, sunum tekniğinde de fark ettiğim eksikler vardı. Çünkü orada spontane bir süreç var ve süre çok kısıtlı, 10 dk içinde projeyi anlatmanız gerekiyor. Sunumdaki ana sloganların mutlaka slaytlarda olması gerekli. Bizim en büyük eksiğimiz oydu. Çünkü orada jüriden gelen soruya göre biz de önceliğimizi kaçırdık. Bazı sunumları izleyince zaten bütün sloganlar orada var, aslında slayt sunuyor. Oradan takip ederseniz, o zaman jürinin sizi yönlendirmesi değil de sizin projeyi anlatmak istediğiniz noktaya getirebiliyorsunuz. Jürinin sorduğu teknik sorulardan ana konuyu anlatamamış olduğumuzu düşündüm. Bu sunumlara ve jüriye nasıl hazırlanmamız gerektiğini tanımlayan güzel bir tecrübeydi.
Sunumun formatı çok önemli ve anlatmak istediğiniz ana konuları mutlaka sunumda slogan olarak büyük ve kelimelerle vurgulamak gerekiyor. Zaten sorular da oradan geliyor ki, konuşurken kelime anlamında eksik kaldığınız veya eksik kalan bir konu varsa (süre çok kısıtlı çünkü) mesaj gitmemiş olmasın. Benim en temel tavsiyem bu olur. Bir de ana amacı: İnsanlık için faydalı ne yaptık? O projeye başka mimar olsaydı başka ne yapardı? Ben mimar olarak yapınca bu projeye ne kattım? Nasıl bir fark yarattığınızı çok iyi anlatmalısınız. Projeyi başka bir mimar değil de siz yaptığınız için, projeye ne kattığınız çok önemli, bence en kritik şey.
dikkat çeken projeler & sunumlar…
Birçok farklı jüri sunumunu takip ettim. Türk mimarların yaptığı sunumlar [biz de dahil] daha çok teknik sunum niteliğindeydi. Avrupa merkezli ofislerin sunumların ana teması fikir ve felsefi odaklıydı. Projelerin teknik yönlerini neredeyse hiç ön plana çıkarmadıklarını söyleyebilirim. Asya merkezli ofisler her iki açıdan da konuya odaklanmışlardı.
Grimshaw’un sunumu bana göre basit bir metro istasyonu yenilenme projesiydi. Bana anlat deseler projede yapılan istasyona düz ayak erişim için ana fonksiyonun yukarı kaldırılması, altından bir geçiş yapılması ve yukarıda bir ticari alan, altta da sosyal bir alan oluşturulması diye anlatırdım. Bu kadar basit. Ama Grimshaw’un anlatım şekli ve öncelikleri çok farklıydı. O anlatım, tıkanmış bir noktanın bypass ameliyatı ile çözülmesi gibi çok sorunlu bir noktaya doğru operasyon yapıldığı hissini oluşturdu. Etkilendim ve bir konuyu kime, nasıl anlatmak gerektiğinin de mimarlığın önemli bir dalı olduğunu da çok iyi anlamış oldum.
Kendi adıma, yarışmanın ana teması fayda ve farklılık olduğu için, felsefi açıdan yaklaşmanın daha doğru olduğunu söyleyebilirim.
Ana sahnede sadece 1-2 sunum izleyebildim. Daha da verimliydi, seçilmiş konuların ve ekiplerin bölgesel sunum yapması. Ben ilgimi çekenlere gittim, ama yetişemedim. Kafamda kendi sunumum varken, o sırada hangisini seyredeyim kararsızlığı, şunu kaçırdım, bunu kaçırdım, ona gidiyorum, bitmiş derken çok verimli takip edemedim. Programsızlık ve yetişememe hali beni çok gerdi.
WAF hakkında…
WAF hakkında benim açımdan iki önemli nokta var. İlki; mimarlık sektöründe kendini ispatlamış, iş ihtiyacı veya markalaşma ihtiyacı olmayan, büyük firmaların da (Foster+Partners, Grimshaw, Zaha Hadid, …) gelmiş olması, projelerini sunmuş ve ödül alma sürecinde olması bana etkileyici geldi. Onların bile kendini anlatmaya ihtiyacı varsa, bizim bin katı ihtiyacımız var. Biraz kendi açımdan üzüldüm açıkçası, geç fark etmiş olduğum için. İkincisi; daha önce yaşamadığım için, jüri ve yarışma formatı bir nevi üniversite jürisi gibi, çok samimi. Yatırımcıların olmadığı, halkın olmadığı, mimarinin sadece doğayla, verimlilikle, tasarımla ve olması gerekenlerle bağlantılı ele alınması beni etkiledi.
Diğer sunumları da takip ettim, soruları dinlemeye ve jürinin yaklaşımlarını anlamaya çalıştım. Gerçekten akademik bir analizdi. Finansal kabuller, işverenin tercihleri ve beklentileri, kendi tercihlerimiz, mevzuatlar, … Dikkate aldığımız çok konu var ancak o jüri oturumlarında esas olan yapılan projeden insanların nasıl bir fayda gördüğü, doğanın ve doğal hayatın nasıl korunduğu, mimarinin bu amaçlara nasıl katkı sağladığı… Temel olarak bunun sorgulandığını görmek beni çok etkiledi. Örneğin; bizim projemizde jüri üyelerinden biri projenin biraz yoğun olduğunu belirtti. Hakkı var, haklısın dedim ben de. Belediye ve yatırımcı yoğunluğu bir noktaya getirdi ve bizim amacımız bu yoğunluğun artmaması ve projeye doğru dağılması için çalışmaktı. Bu yoğunluğu azaltma yetkimiz olmadı. Bu eleştiriydi, haklıydı. Yoğunluğun daha az olması gerekir denilebilir miydi? Ama sonuçta hem yatırımcı hem siyasi otorite kendi açısından o koşullarda mümkün olan en üst yoğunluğu almak için bir çaba sarf ettiler.
WAFX…
WAF’ın birçok kategoride ödül başvuruları var, WAFX onlardan biri ve bizim de ödül aldığımız kategori. WAFX projeleri önden değerlendiriyor ve ödüller WAF öncesinde açıklanıyor. Başvuru öncesinde WAF’a nasıl başvurulduğunu ve hangi kategoride başvurmamız gerektiğini inceledik. Hem WAFX’e hem de WAF ödül programına başvurumuzu yaptık. Mimarlık ofisleri için kritik olan çok sayıda proje içinden hangisinin hangi kategoride yarışmasını istediklerini seçmek ve başvuru sürecinden başlayarak çok iyi anlatabilmek. Almanya Magdeburg’da yaptığımız master plan projemizin WAFX kategorisine uygun olduğunu düşündük ve başvurduk. Başvurunun hazırlanması için ekip yaklaşık 2 ay çalıştı.
Hazırlık uzun sürdü. Çünkü; bu bir müşteri-yatırımcı sunumu değil. Projeyi sürdürülebilirlik, dönüşüm, erişim, lokasyon, jeoloji ve kendi coğrafya, kültür ve tarihi ile kurduğu ilişki çerçevesinde, mimari teknik bilgi ile harmanlayarak anlatmanız gerekli. Karşınızda bu konunun profesyonelleri var.
Bu süreç aynı zamanda doğru yapıp yapmadığımızın sağlaması gibiydi. Proje sürecinde Almanya’daki bütün yasal kurumlarla bir anlamda projenin sağlamasını yapmıştık. Bir de uluslararası platformda, yaptığımız işin profesyonel fikrinin ve alt yapısının iyi olduğunu ispatlamak bizim açımızdan güzel oldu. Firma olarak uluslararası anlamda [hem de yurt dışında] o kalitede proje fikri üretebildiğimizi ve bunu anlatabildiğimizi bir şekilde teyit etmiş de olduk. Ödül almasak da bizim açımızdan o süreci yaşamak çok önemli bir tecrübeydi ve dünyada nerede olduğumuzu görmek açısından ciddi bir testti. Bana göre, hiç kimse kimseden daha iyi olamaz, herkes ancak kendinden daha iyi olabilir. Hedefimiz her seferinde kendimizi aşmak olmalı.
Sonrasında WAF kategorisinde yarıştığımızda biraz hazırlıksız olduğumuzu fark ettim. Teknik dokümantasyon çok iyiydi ama oradaki sunuma, sorulara, canlı yaklaşımlara ve odak noktasına hazır olmadığımızı düşündüm, biraz tecrübesizlik kaynaklı açıkçası…
Seneye daha hazırlıklı bir anlatımla, yaklaşımla çıkmayı hedefliyoruz. Gerçekten çok faydalı bir tecrübeydi. Hem kendi açımızdan hem bu konuyla ilgili herkes açısından, WAF’ı objektif, kendimizi ölçebileceğimiz bir platform olarak görebiliriz. Beni etkileyen en önemli unsurlardan bir tanesi de çok farklı coğrafyalardan gelen katılımcı ve finalistlerin içinde çok sayıda Türk’ün yer alması oldu. Bu bence bizim açımızdan gurur verici bir temsiliyet… Daha da güçlenmesi gerektiğine inanıyorum. O yüzden de biz bu süreci devam ettireceğiz.
WAFX değerlendirme süreci…
WAFX başvurusu için gerekli prosedürleri tamamladık ve sisteme yükledik. Sonra bir akşam sürpriz bir şekilde kazandığımız bilgisi geldi.
Singapur…
Singapur bir liman şehri. Çin’in ticari kapısı. Bence bir beyaz yakalı yaşam var. Dubai, Singapur gibi şehirler ile ilgili ben şöyle düşünüyorum. Daha esnek finansal ve ticari süreçler kurgulamak için bu tarz uydu şehirler kuruluyor. Singapur düşündüğümden daha küçüktü, Dubai’den bile küçük gördüğüm kadarıyla. Dubai’nin başka bir versiyonu olduğunu söyleyebilirim. Turistler de var ama daha çok iş üzerine kurulmuş bir şehir.
Kentsel tasarım olarak doğru bir yaklaşıma sahip olduğunu düşünüyorum. Bir tarafta iş ve ticaret amaçlı yüksek yapıların olduğu çok yoğun alan, diğer bölgeler alçak binalar ve normal, doğal yaşam şeklinde bir kurgusu var. Trafiği ve ulaşımı da ona göre çözmüşler. Şehirdeki landscape’i, ortak alanı da çok iyi çözmüşler. Onun dışında söyleyebileceğim şey; yaşam ve mimar anlamda her türlü, çok farklı idealist binaların yapıldığını gördüm. İlk defa bitki örtüsü ile binaların bu kadar iç içe olduğu yapılar gördüm.
Sokak kültürü zayıf. Sokaklar var ama binaların içerisinde. İklimden de kaynaklanıyor olabilir. Orijinal bir tane eski bir bina var, daha önce otogar gibi bir ulaşım merkeziymiş. Eski tek bir yapı var yüksek zonda. O aslında eski doğal yaşam şeklini anlatıyor. Bütün o modernitenin içerisinde insanın doğasının ve basit yaşantısının da olması ve ikisini aynı anda yaşamak da benim açımdan güzel bir tecrübeydi.
WAF 2025 & Miami…
WAF zaten çoğu zaman Singapur’daydı, yanlış hatırlamıyorsam. Konsepti o kadar uluslararası ki ister Londra’da, ister Miami’de olsun fark etmez diye düşünüyorum. Singapur’a gelen mimarlar Miami’ye de gelir. Singapur tabi Orta Asya merkezli bir ülke. Benim WAF’ın bu kararından anladığım şey şu; Çin’de şu anda ciddi bir sorun var, gayrimenkul sorunu, finans ve yatırım sorunu. Çin’in o inanılmaz büyümesi azaldı ve bu da Singapur pazarının biraz düşmesine sebep oldu. O yüzden şu an biraz daha Amerika pazarının ve Avrupa pazarının, belki Orta Doğu pazarının [Dubai de, Suudi Arabistan da olabilirdi ama onun yerine Miami’yi tercih ettiler] etkisi…
Dünyadaki pazar dengesini düşünerek oraya kaydıklarını hissediyorum. Pandemiden sonra dünyanın dengesi değişti ve hala dengeye oturamadı. Herkes o dengeyi arıyor, o denge Miami’de mi, Dubai’de mi, Riyad’da mı onu zaman gösterecek, herhalde bir 10-20 yıl içinde öğreneceğiz.
WAF’ın gelişimi & ilerlemesi…
WAF gelişim alanları…
Bence sürenin biraz daha uzun olması gerekiyor. Yani toplam süre bir haftayı bulmalı. Daha fazla projeyi takip etmek, daha fazla sunum görmek isterdim. Çoğu projeyi tam olarak dinleyemedim, ona vaktim olmadı yani yetişemedim. Biraz daha zaman anlamında yayılabilir diye düşünüyorum, o da birçok şey kaçırdığımı düşündüğüm için.
Aslında yeniden üniversitede olmak gibi, bir haftada eğitim almak, birçok uluslararası beynin yaptığı projeleri dinlemek… Zaman planlaması ve jüri planlaması açısından; ilk 2 gün çok yoğundu, 3. gün çok sakindi. 2 güne sıkıştırıp 3. günü daha sakin bırakmak bana anlamsız geldi. Onun dışında mekan, servis, diğer toplantılar bence gayet yeterli ve doyurucuydu.
Future Project | Masterplanning
Ramsburg
WAFX Ödülü
Bir zamanlar Ulusal Demiryolları Ana Atölyesi olarak hizmet veren 26 hektarlık endüstriyel arazi, yıllarca ihmal edilmiş ve Magdeburg’un en büyük rehabilite projesine dönüşmeden önce göz ardı edilmişti. Tasarım sürecinde, kullanıcı odaklı tasarım ilkeleri hem kentsel ölçekte hem de bina ölçeğinde göz önünde bulunduruldu. Projede temel hedef, endüstriyel dokuyu korurken alanı şehir sakinlerine açmak oldu. Mevcut binaların yeniden kullanımı ve işlevlendirilmesi, projenin temel çerçevesini oluşturdu. Ayrıca, proje demiryolu ve tramvay hattı gibi şehrin ana arterleri ile bağlantılı olması, yakında açılacak tren istasyonu ve bölgenin artan nüfusu gibi diğer önemli fırsatlardan da yararlanmayı amaçlıyor.
Ana hedef, RAMSBURG’un sadece bir mimari proje olmaktan öteye geçip, Magdeburg’un gelişimine ve büyümesine katkıda bulunarak şehrin yeni bir parçası olmasıdır. Bu bağlamda, tarihi binalar ve hangar alanı proje merkezine yerleştirilmiş ve iki ana diyagonal yaya aksı projenin omurgasını oluşturmuştur. Bu omurga üzerinde pazar alanları, müze, etkinlik alanları, çok amaçlı spor salonu, ortak çalışma alanları, hizmet daireleri, yiyecek-içecek işletmeleri ve rekreasyon alanları gibi topluma hizmet eden kamusal alanlar bulunmaktadır.


Murat Yılmaz’dan Magdeburg anlatımı…
Magdeburg Master Plan…
Dünyanın neresinde olursa olsun, bir şehrin yenilenmesi, evrim geçirmesi çok önemli bir aşama. Bu yenilenme erken evre projeler ile başlıyor. Ben bu projeleri aşı projesi olarak düşünüyorum. Dünyada pandemi sonrası bir değişim var. Üretilen malzemelerin pandemi ve ulaşım zorlukları nedeniyle üretilen malzemelerin dünyaya yayılımı değişti. Her şeyi daha yakın noktada üretmek ve teknolojiyi kullanarak üretmek önem kazandı. 1800’lerdeki endüstri devrimi ile yaşanan değişim bugün artık teknoloji devrimi diye bir kavrama dönüşüyor. Bu kavram da şehirlere yansıyor. Daha önce endüstri devrimi yaşamış şehirler; endüstri devrimi bittikten sonra zayıflama, azalma, hayatın biraz çekilmesi gibi sorunlar yaşadı. Magdeburg Master Plan projemiz bunun güzel bir örneği. Daha önce büyük bir endüstriyel bölge olan yerleşimin bu şehre taşınması, şehre yansıması, bizim de bir projeyle buna cevap vermemiz bence oradaki en önemli özellikti. Bizim yaptığımız proje belki bundan sonraki 20-30 projeyi etkileyecek. Şehrin eski endüstriyel zonunu tamamen yeni teknolojik zona çeviren bir projenin başlangıcı olabilir. Kritik olan projeyi, sadece mimari olarak değil aynı zamanda fizibilite, en iyi kullanım (best-use) ve yaşamı şekillendirme açısından ele almış olmak. Çünkü bizim açımızdan buradaki en büyük başarı; Almanya’da proje yapmak tamam ama birçok Alman yatırımcının hayata geçiremediği, fizibilite oluşturamadığı bir yerde, farklı kullanım, farklı fonksiyon yapısı ve hikayesiyle projeyi yaşayabilir hale getirmek. Bence hem mimari hem de yatırım anlamında çok büyük bir başarı. Bunu anlatabildiğimizi ve WAFX jürisinin de bunu dikkate aldıklarını düşünüyorum. Yeniden kullanım [re-use] olması ve zor şartlarda kimsenin yapmaya cesaret edemediği bir şeyi başarmış olmak projenin ödül almasının birinci ve temel sebebi. Bunu yaparken kullandığımız teknik argümanlar, fikir, anlam, teknolojiler ikinci sebebi. Bir şehri değiştirmeye başlayacak ilk proje ve bundan sonra diğerleri de gelecektir. Büyük olasılıkla Magdeburg 20 yıl sonra Berlin gibi bir şehir olacak. Belki bu süreç teknoloji devrimiyle beraber olur.

Magdeburg aslında Almanya’nın ilk başkenti. Doğu Roma, Batı Roma hikayesinden önce… Geçmişte eğitim üzerine çok ciddi odaklanmış bir şehir. Endüstri devrimiyle gelişmiş ve tamamen endüstriyel bir zon oluşmuş. Endüstrinin kullandığı bölgeler azalınca şehrin de bu değişime uygun olarak yenilenmesi gerekmiş. Bizim çalıştığımız arazi bu endüstriyel zonun tam merkezinde, RAW adında eski bir tramvay fabrikası. Şehirde yaşayanların çoğunun çalıştığı, bütün şehrin bildiği, sahiplendiği bir fabrika. Projenin amacı yeniden kullanım re-use olarak değerlendirilmesiydi. Korunması gereken tarihi binalar, çok ciddi bir yeşil doku ve etrafında yerleşim yani komşular var. Beni en çok etkileyen proje sürecinde hayvanlarla ilgili yaklaşım oldu. Orada yaşayan hayvanların yaşam döngüsünü devam etmesi açısından bir yıl boyunca, her ay sahada analiz yapıldı; kertenkelelerin kaç tanesi var, kaç tanesi gitmiş, yarasalar nerede yaşıyor, nereye gidiyor, nerede besleniyor… Projeye yakın çevrede oturanlarla [komşularla] hepsiyle tek tek, periyodik görüşmeler yapıldı. Onların beklentileri, ihtiyaçları, önerileri alındı. Biraz önce aşı dediğim şey aslında bu. Sadece kendi içine dönük değil, o bölgenin komple merkezi olabilecek; çarşı, yaşam merkezleri, klinikler, kreş [orada çok önemli], yaşlı dinlenme ve bakım olanakları, buna bağlı konutlar, diğer ofis birimleri… Bir de mevcut toplumun ve dışarıdan gelen genç insanların da beraber yaşayacağı bir platform oluşturmak açısından, hem teknik hem sosyal hem de tabiatla çok uyumlu bir tasarım süreci yaşadık. Bu mesleki anlamda çok güzel bir tecrübeydi. Her şey olması gerektiği gibiydi. Siyasetinden tabiatına, teknik yaklaşımına, oradan da sosyal çevreyle ilişkisine… Başka ülkelere, başka projelere taşımak açısından da çok önemli bir deneyim kazandığımızı söyleyebilirim. Sadece mimari tasarım değil, süreç de iyi bir tecrübeydi. O süreç boyunca siyasetçilerle, toplumla çok sayıda açık toplantı yapıp tartıştık. Biz ne yapmak istiyoruz? Onlar ne istiyorlar? Başlangıçta benim için en önemli şey; Almanya’da bir Türk ekibin böyle bir proje yapmış olması. Konservatif Alman yaklaşımı elbette bizi zorladı ancak niyetimizi, cevaplarımızı ve evrensel yaklaşımımızı görerek konuyu sahiplendiler. Sonrası karşılıklı inanç ve güvenle aynı hedefe odaklanarak daha kolay geçti. İlk aşama olan plan B süreci tamamlandı.
Süreç şöyle işliyor: imar planı askıya çıkıyor, askıda önce teknik itirazlar oluyor ama bu süreç objektif ilerliyor. Yaptığımız plan belediye meclisine, yani siyasilere geliyor. Onlar sorularını sordular, eleştirilerini söylediler kendi açılarından. Soru ve cevaplarla ilerleyen 2-3 toplantı sonrası plan meclisten geçti. Daha sonra ‘chat’ süreci dediğimiz süreç var. Bizim kanunda aynen var aslında, biz de burada benzer bir şey yapıyor görünüyoruz. Almanya’da birebir sahada uygulandığını gördük. Daha sonra birinci arazide bir halk sunumu oldu, etraftaki komşuların çağrıldığı. Hem belediyenin teknik yetkilileri hem biz; projeyi ve ne yapmak istediğimizi ne düşündüğümüzü orada anlattık. Komşular da beklentilerini, eleştirilerini söylediler. Bunların hepsi raporlara geçiyor. Her toplantıdan sonra o eleştirilere cevap hazırlıyoruz. Büyük meclis dedikleri hem siyasetçilerin olduğu hem de halkın ve herkesin özgürce yorum yaptığı bir yer. Belediye Başkanı, kendi ekibi, biz ve proje yatırımcı ekibi, siyasetçiler ve halk. Orada çok açık bir şekilde herkes elini kaldırıp merak ettiği şeyi sordu. En çok üzerinde durulan noktalar yapıların yüksekliği, park alanları, ağaçların ve tarihi binaların korunmasıyla ilgiliydi. Değişimin ve yatırımın yapılıp yapılmaması değil nasıl yapılması gerektiği tartışıldı. Biraz önce bahsettiğim aslında ülkemizde de var olan ama bizim her zaman uygulayamadığımız sistem, Magdeburg Master Plan projesinde tam da olması gerektiği gibi işledi ve süreç 2 yıl sürdü. Türkiye’de bu süreç aşağı yukarı 2 ayda tamamlanıyor.
Şu anda da birinci etap dediğimiz kısımdan uygulamalar başlıyor. Biz de halen sürecin içindeyiz. Bizim projeye faydamızı şöyle özetleyebilirim: Alman kültürü ve Alman yaşamı biraz daha yaşlı bir toplum üzerine kurgulanmış. Yeni, genç, büyüyen, farklı ve inovatif mekanların olduğu bir yaşam tarzı yeni yeni gelişiyor. Sakin ve durağan yaşamdan hareketli ve dinamik bir yaşam tarzına geçişi yansıtabildiğimizi ve bu açıdan katma değer sağladığımızı düşünüyorum.
Dünyanın her yerinde iş yapıyoruz, yapmaya çalışıyoruz. Tabii ki Türk yatırımcıların işlerini alıyor, bir ülkeye öyle giriyoruz daha sonra lokal yatırımcılara geçiyoruz. Şu anda Almanya’da yatırım yapmış bir Türk yatırımcı [arsa sahibi] ve onunla iş yapmaya çalışan bir Türk müteahhit grubuyla [daha önce onların işlerini yaptığımız için] beraber bu sürece önce danışman olarak dahil olduk. Ama daha sonra süreç bir lokal partnerle beraber, bizim projeyi yapmamız şeklinde konu gelişti.
Bizim şu an tamamladığımız çalışma bir imar planı. Yani mimari proje yapmadık, bina projesi de yapmadık. Biz burada; bir genel anlamda yoğunluk, iki fonksiyon, yani konut bölgesi, ticari bölge anlamındaki kararlar, bunların şehir silüetine olan etkisi ve tarihi dokunun da entegrasyonu üzerine bir imar planı hazırladık. Bu imar planı üç boyutlu bir plan. Buradaki temel kurgu bu imar planına göre, ilk etap dediğimiz kısımda iki tane bina var, bir sokak dediğimiz kısım var, orada şu anda daha önce kütlesi, kırmızı çizgileri, yüksekliği belirlenmiş bir bölge içinde mimari bir proje oluşturuyoruz, binayı ve cephelerini. Bunun da ruhsatını alacağız. Aslında bugün onaylananla, yarın çıkacak olan şey; kütle, maket model gibi düşünebiliriz, birebir aynı çıkacak. Ama onun içerisinde ne yapabileceği konusunda daha serbest bir yaklaşım var. Bu bizim alıştığımız işte TAKS’ı 0,5 emsali 2, yükseklik serbest gibi imar durumu, bu mantık değil. Binanın dış kırmızı çizgisi (sınırı) belli, kütlesi belli, kat yüksekliği belli [örneğin 16 Kat olan yer 17 Kat yapılamaz]. Çünkü şehir silueti ile olarak başlangıçta karar vermiş oluyoruz. Bizim 1950 öncesi planlarımız böyleymiş. Ben meslek hayatıma başladığımda, Şişli, Mecidiyeköy, Nişantaşı Bölgesi’nde imar durumu geldiğinde, arsa ve orada içinde kalınması gereken kütle belirlenmiş olurdu. 1950’den sonra veya son 80’ler, 90’lar, 2000’den sonra boş bir arsa var ve kütle olarak elbette başka kurallara uymak koşuluyla istediğinizi yapabilirsiniz. Bizim kentsel planlarımızla, ortaya çıkan arasında çok büyük çelişki var. O yüzden kütle anlamında birebir aynısı olmak zorunda, onu değiştirmek imkansız ancak bölge özel bir fonksiyona ayrılmamışsa veya belirli kısıtlar konmamışsa fonksiyonu değiştirmek mümkün. Tarihi binaların duvarlarını korumak zorunlu ancak içeride fonksiyon istenen şekilde tanımlanabiliyor. Aslında herkes için faydalı bir sınır tanımlanmış oluyor. Bu tanımlamalarla bir yoğunluk ve nüfus öngörüsü elde ediliyor ve bütün alt yapı da buna göre değerlendiriliyor. İmar planı, kütlesel anlamda bağlıyor. O yüzden tasarımla, çıkacak olan arasında kütlesel bir fark öngörmüyoruz. Almanya o konu da çok rijit, belki 2 yıl uğraşıyorlar ama uğraştıktan sonra ortaya çıkan şey, gerçekten her türlü süzgeçten geçtiği için bir daha sorgulama veya bir daha onu değiştirme ihtiyacı oluşmuyor.

Biraz matematiksel veriler verelim.
Magdeburg Master Plan proje alanı yaklaşık 250-300 hektar. Tarihi binalarla beraber yaklaşık 330-400 hektar alandan söz ediyoruz. Bu alanın %50’sinin; ortak alan, yani yeşil alanlar ve parklar olarak değerlendirilmesi isteniyordu. Bu projede en kritik olan ticari ve konut alanlarının ağırlığını belirlemek oldu. Projede en kritik dokunuşu 40.000 metrekare alanı olan fabrika binasında yaptık. Biraz enteresan bir konseptle, onu bir sur gibi gördük ve sur içi şehri olarak tasarladık. Bu alanı projeye doğru bir şekilde kattığımız düşünüyorum. Fabrikanın kazan dairesi ve yüksek bacasının olduğu bir sembolik bir yapı var, onu hafıza anlamında müzeye çevirdik. Bakım atölyesini herkesin kullanabileceği bir gençlik ve spor merkezi olarak planladık. Gelen talep ve sorular çoğunlukla doğa, çocuk ve yaşlılarla özellikle yaşlıların dinlenmesi ve bakımı ile ilgiliydi. Almanya pazarındaki hastaneler ve eğitim kurumları ile ilgilenen kişiler ilgili bir araştırma yapıldı, hangi kişileri buraya getirebiliriz. Mutlaka bir eğitim kurumunun (üniversitenin) bu işin içinde olması, bir hastane değil ama yaşlı bakım hizmet merkezinin bu sistemin mutlaka içerisinde olması, bunun dışında gençler için start-up modellerinde de çalışma olanakları ve sosyal alanların olması işin fonksiyonel ihtiyaçlardı. Bu fonksiyonları sağlayan unsurlar doğru yerlerde konumlanırsa o alan canlı bir organizmaya dönüşüyor ve işliyor. Yaklaşık 350-400 hektar, 21 tane adadan oluşan bu alanın Magdeburg’un yeni şehir merkezi olacağını düşünüyorum.
Projenin tamamlanması için ilk öngörümüz, plan B’den sonra 5 yıldı. Ama Almanya’da süreçler gerçekten çok adım adım gidiyor. Her şeyin usulüne uygun ve o adımların gerektirdiği zaman planında yürümesi gerekiyor. Örneğin; projenin bir sene beklemesinin en büyük sebebi arazideki kertenkelelerin şehir dışına çıkması için bir senelik sürenin öngörülmesiydi. Bir taraftan çalıştık ama ana tema arazideki doğal hayatın, o yer altındaki yani fabrikanın içindeki hayvanların zarar görmemesi için başka bir yerde yemler verilerek taşınmasının gerekmesiydi. Habitat uzmanının raporu bir sene öngördüğü için bu süre tamamlanana kadar proje meclise sunulmadı. Şu anda tamamlanma sürecinin 10 yılı bulacağını ve bunun bile Almanya için çok kısa olduğunu söyleyebilirim.
Proje Yeri
Magdeburg, Almanya
Arsa Alanı
257.000 m²
İnşaat Alanı
440.000 m²
Mimari Tasarım
DOME+Partners, Noname Studio, SKAB, Meta Architektur
Geliştirici
RAMS Global
Proje Tanımı
Karma Kullanım Projesi
Ödüller
WAFX 2024 | Future Projects Re-Use
BLT Design Awards 2024 | Urban Re-Development
German Design Awards 2024 | Urban Space and Infrastructure
European Property Awards 2024 | Masterplan
International Design Awards 2024 | Sustainable Urban Architecture
