Completed Buildings
Production, Energy & Logistics
Kalyon Karapınar 1.350 MWp SPP
Central Control Building
WAF Ödülü
Bilgin Mimari Tasarım Ofisi
Begüm YILMAZ BİLGİN | Kurucu
Caner BİLGİN | Kurucu
Seçilen Bir Yapının Yolculuğu
Kalyon Karapınar Merkezi Kontrol Binası, mimari yarışma süreciyle hayata geçen bir yapı. İlk olarak jüriye sunduğumuz kavramsal öneri, daha sonra uygulama aşamasında kendi bağlamında gelişti ve inşa edildi. WAF süreci ise bu yolculuğun ikinci bir jüri karşısında, bu kez gerçekleşmiş haliyle sunulması anlamına geliyordu. Aynı projeyi hem fikir hem de fiziksel gerçeklik üzerinden anlatabilmek, bizim için oldukça öğretici bir deneyimdi.
Motivasyon ve Beklenti Üzerine
WAF gibi bir platformda yer almak, kuşkusuz belli bir motivasyon gerektiriyor. Ancak ödül alma hedefi, sürecin önüne geçmedi. Bizim için asıl değerli olan; projeyi anlatmak, farklı coğrafyalardan mimarlarla etkileşim kurmak ve onların üretimlerini gözlemleyebilmekti. Ödül elbette mutluluk vericiydi, ama festivale katılımı anlamlı kılan esas unsur bu değildi.
Kategori ve İçerik Üzerine Gözlemler
Production, Energy & Logistics kategorisi oldukça geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Endüstriyel yapılardan tarım yapıları ve lojistik merkezlerine kadar farklı ölçek ve işlevlerdeki projelerle karşılaşıyorsunuz. Bu çeşitlilik, mimarlığın sadece tipoloji üzerinden değil, bağlam, işveren, iklim ve kültürel arka plan üzerinden de nasıl farklılaştığını görme fırsatı sundu.
Sunumlar ve Etkileşim
Festivalde farklı coğrafyalardan projeleri dinlemek, mimari üretimle ilgili kaygıların ne kadar değişken olabileceğini gösterdi. Örneğin, Kanada merkezli 5468796 Architecture’ın yeniden işlevlendirme ve detay üzerinden kurdukları mimari yaklaşım, benim için oldukça ilham vericiydi.
Benzer biçimde, kültür kategorisinde İstanbul Modern ve Resim Heykel Müzesi gibi projelerin karşılıklı sunumlarını dinlemek, İstanbul’un dönüşümüne dair farklı bakışları aynı anda görmemizi sağladı.
WAF’ın Mimarlık Kültürüne Katkısı
WAF yalnızca bir yarışma değil, mimarlık kültürünün çok sesli bir platformda buluştuğu bir etkinlik. Sunum formatı, mimarları projelerini savunmaya teşvik ederken aynı zamanda çok hızlı ve yoğun bir bilgi paylaşımı sağlıyor. Proje anlatımının yanında, jüri ile doğrudan temas kurmak ve sözlü eleştiriler almak, mimar olarak düşünce yapınızı zenginleştiren bir süreç sunuyor.
Mekân ve Kıta Perspektifi
Etkinliğin Singapur’da gerçekleşmesi, Asya-Pasifik coğrafyasından katılımı kolaylaştırırken Amerika kıtasından katılımın sınırlı kalmasına yol açabiliyor. Bu açıdan bir sonraki etkinliğin Miami’de gerçekleşecek olması, özellikle Güney Amerika mimarlığına dair daha fazla üretimi görünür kılma potansiyeli açısından değerli. Bu kıtadan gelen üretimlerin çoğu zaman küresel platformda yeterince yer bulamadığını düşünüyorum.
Festivalin Geleceği Üzerine
WAF’ın kategori sistemi kimi zaman sınırlayıcı görünse de, mimari üretimin farklı bağlamlardaki çeşitliliğini tanımlamak adına önemli bir çerçeve sunuyor. Ancak festivalin asıl gücü, projelerin nasıl ortaya çıktığına dair hikâyelerin paylaşılmasında yatıyor. Kazananlar elbette görünür oluyor, ama her sunumun ardında mimarlık kültürüne katkı sağlayan başka katmanlar var. Bu katmanların daha fazla öne çıkarılması, festivalin yarışma kimliğinden çok, mimarlık için bir platform olma yönündeki değerini artıracaktır.
Completed Buildings
Production, Energy & Logistics
Kalyon Karapınar 1.350 MWp SPP
Central Control Building
WAF Ödülü
Kalyon Karapınar Ges Merkezi Kontrol Yapısı…
Projenin çok güzel bir hikayesi var. Biz projeye başlarken, ilk gittiğimizde tamamen kurak topraklar, tam kum diyemeyeceğimiz, çöl, teknik olarak ismi ÇED raporlarında çöl olarak geçiyor. Fakat bildiğimiz çöl imajı değil tabii ki oradaki durum. Biz hep çöl iklim belirtileri gösteriyor diye anlattık. Bunun ana kriteri şu; birincisi gece gündüz sıcaklık farkları çok fazla, nem çok düşük, yaz aylarında yaklaşık 45 derecelere varan bir ısı var ve bölgedeki toprak tarıma elverişsiz. Hatta projeye başlamadan önce sahadan numuneler alarak laboratuvarda test ettik ve herhangi bir plantasyona uygun olmadığını kendi gözlerimizle de gördük. Dolayısıyla eski bir göl yatağının çeperi aslında burası ve işte tarımı elverişsiz olması tahmin edilebilen bir şey bu kuraklıkla beraber. Ama bölge halkı tarafından meracılık için de kullanıldığını biliyorum daha önceki zamanlarda. Ne derece yoğun bir meracılıktan bahsettiğimize çok hakim değilim. Neredeyse otun bile yetişmediği, dümdüz 20 km2 alandan bahsediyoruz. Böyle bir bölgeye proje çizmek zaten çok büyük hassasiyetler gerektiriyor. Yapım tekniğinden tutun, seçtiğiniz malzemelere kadar uzanan çok yoğun geçirdiğimiz 3 yıllık bir süreç var. Her aşamasında çok dikkatle tasarladığımız, yerinde uyguladığımız bir süreç var.
Projenin Ekolojiye Etkisi…
En başından beri kafamızda şu soru vardı; bu kadar güneş paneli bu alana gelince buranın coğrafyası ve ekolojiye etkileri nasıl olacak? Bu kritik bir soru. Bu kadar cam yüzeyi koymak bölgenin ısısını örneğin daha da arttıracak mı? Sadece 1-1,5 yıl gibi bir süre geçti, 1,5 yıl içerisinde müthiş şeyleri gözlemlemeye başlıyoruz. Öncelikle çevredeki bölgenin ısısının artmadığını gözlemliyoruz. Sebebi; zaten güneş panelleri ısıyı soğurmak üzerine çalışıyor prensip olarak ve çift yüzeyli paneller bunlar, yeryüzünden yansıyan ışığı da elektriğe çevirebilme kabiliyetine sahip. Yerden 1,5 metre yüksekliğindeki panellerin zamanla nemi altında tuttuğunu, nemi tuttuğu için de bölgedeki endemik otların tekrar yükseldiğini fark ettik ve çok ilginç bir görüntüsü var şu an, güncel bir fotoğrafını maalesef hala çekemedik. Fakat o panellerin altı şu an oldukça yeşil diyebileceğimiz bir düzeyde. Bu tabii santral için olumsuz bir durum da teşkil edebiliyor. O otların bir şekilde biçilmesi lazım. Çünkü bu paneller hareketli sistemler. Otlar belirli bir yüksekliğe ulaştığında mutlaka kesilmesi gerekiyor. Dolayısıyla kontrollü bir şekilde panellerin altında meracılığa izin verdiği bir proje başlattılar. Bu çok ilginç bir proje. Hayvanların otlama saati genelde çok erken, sabaha karşı 5’te 6’da. Tam da o saatler panellerin çalışmadığı ve tam yatay pozisyonda olduğu saatlere denk geliyor. Bu saatlerde hayvanlar panellerin altındaki otları yiyorlar. Böylece meracılığın yapıldığı ve santralin de aslında otlardan kurtulduğu ve karşılıklı kazan kazan ilişkisinin kurulduğu bir durum var. Çok harika bir hikaye gelişti kendiliğinden. 
Buradaki iş ölçeği bilim kurgu filmi gibi. 20 km² boyunca kendini tekrar eden, 1,5 metre yüksekliğinde, tam 3,5 milyon panel. Bu sayılar, hayal edince insana çok bir şey ifade etmiyor açıkçası ama gidip ne demek olduğunu görünce, arabayla yanından 20 dakika boyunca başka hiçbir şey görmeden geçince o ölçeğin ve o imalatın büyüklüğünü hissediyorsunuz. Bizim açımızdan da en büyük mutluluk; yapı ve kullanıcılarının da bu ekosistem ve bu çetin coğrafya içerisinde büyük bir konforla yaşamlarına devam ediyor olması. Yapı geçtiğimiz yılda bazı testler verdi. Önemli testlerinden bir tanesi şuydu: Birleşmiş Milletler kendi organizasyonu ve kendi talepleriyle Kalyon PV ev sahipliğinde bir panel düzenledi bu yapının içerisinde. Yaklaşık 400 kişilik bir grup vardı, bina çok küçük olmasına rağmen böyle bir grubun o bina içerisinde sorunsuzca ağırlanması, binanın ısıtma soğutma ve diğer sistemlerinin düzgün çalıştığı testini de fiziksel olarak verdiğimiz bir nokta yarattı. Onun haricinde de gördüğümüz kadarıyla çalışanlar; 7/24 faal olan binada, vardiyalı bir şekilde, o zor coğrafyada sorunsuz olarak çalışmalarına devam edebiliyorlar. Bu bizim için çok büyük bir mutluluk. Çünkü çöl diyebileceğimiz bir coğrafyada, 45 derecelere varan bir yaz ayında çalışabiliyor olmak, konforlu bir yapının içerisinde olabiliyor olmak çok kolay değil. Bunu pasif ve aktif sürdürülebilir bir şekilde yapabiliyor olmak bizim için çok önemli.
Sürdürülebilirlik Koşullarını Karşılayan Bina…
Biz şunu hayal ediyorduk; buradaki santralde üretilen enerjiyi bir kabloyla kendi binamıza bağlarız, bakın ne güzel temiz enerji kullanıyor bina deriz. Aslında yapı yeşil sertifikalandırma programları için de çok önemli bir kriter. Dolayısıyla hiçbir şey yapmadan neredeyse buradan kazanç sağlayabileceği bir durum hayal ediyorduk. Fakat tabii ki öyle olmadı. Şöyle bir durum var: Santralde üretilen enerjinin tamamının devlet hattına bağlanması bir zorunluluk. Kendi binanız bile olsa, işletme yapısı dahi olsa o binanın elektriğini o santralden karşılamıyorsunuz. Bu yasal bir zorunluluk. Bu bizi müthiş bir challenge’ın içine soktu diyebilirim. Bu kadar sürdürülebilir, yeşil, enerji üretilen büyük bir alan içerisinde yaptığınız şeyin sürdürülebilir olduğunu vurgulamak, altını çizmek çok da kolay değil. Özellikle o bölge açısından çok kolay değil. Yerel malzemelere tam olarak ulaşamadığımız, yerel işçiliğin neredeyse olmadığı bir bölge. Endüstriye çok uzak, en yakın büyük şehir Konya 150 km mesafede. Herhangi bir imalat yaptırmak koşulları gereği oldukça zorlayıcı. Bölgede çalışan bir tane beton santrali var örneğin. Sahaya beton alıp alamamanız konusunda o santralin o günkü iş kapasitesi ve ruh haline bağlısınız. Aldığımız aktif ve pasif önlemlerle bu süreci önemli bir şekilde idare ettiğimizi ve yönettiğimiz vurulayabilirim. Burada her malzemeyi olması gerektiği yerde ve olması gerektiği kadar kullanmaktan tutun da, aldığımız en teknolojik, bugünün gerektirdiği akıllı elektronik kontrol sistemlerine kadar uzanan bir yelpazede birçok önlemle yapının verimliliğini artırmaya çalıştık. O anlamda da aslında çok iyi sonuçlar aldığımızı söyleyebilirim.
Binanın Geleceği…
WAF Süper Jüri oturumunda proje sunumumuzdan sonra, Ian Ritchie “Bu bina gelecekte ne olacak, yaklaşık 30, 40, 50 yıl sonra bu binanın ömründe nereye varılacak? Bina başka bir fonksiyon için kullanılabilir mi?” diye sordu. Çok güzel bir soruydu. Aslında hazırlıksız yakalandık diyemem çünkü bizim de hep derinden düşündüğümüz konulardan biriydi. Orada kullanılan güneş panellerin bir ömrü var, bu ömür yaklaşık 20-23 sene. Ömürleri bitince hepsinin yenilenmesi gerekiyor. Fizibiliteleri zaten bu süre bazında yapılıyor. Santral o gelecekte orada var olmaya devam ederse, var olduğu süre boyunca orası bir kontrol merkezi olarak kullanılmaya devam edecek. Ama ola ki o santral bir şekilde taşındı, işletilmedi veya vazgeçildi; binanın kendisi çok esnek bir yapı. Taşıyıcı sistemi, aradaki bütün harçsız imalatlarımız, kuru duvarlarımız ve bunun esnekliği mekansal olarak net sınırlarının olmayışı daha soyut ve çok amaçlı bir alan veriyor. Bu yapı kabaca düşünürsek ciddi korunaklı bir kabuk, hangi fonksiyona değiştirmek isterseniz çok hızlıca değiştirebiliyorsunuz. Çünkü hiçbir şey katı ve masif değil, o duvarlar rahatlıkla kalkabiliyor, aradaki ofis bölücüleri rahatlıkla kalkabiliyor, başka tür ofislere bölünebiliyor, yapının fonksiyonu değişmeksizin sadece ofisin operasyonlarının ihtiyaçlarının değiştiğini düşünürsek, ona bile adapte olabilecek modülasyonda. Bir sistem önerisi aslında. Bu yapının sadece operasyonel fonksiyonları değil de, daha çok kamusal durumu bizim için çok heyecan verici ve değerli. Burada uluslararası paneller, eğitimler, yeşil enerji, sürdürülebilir enerji ile ilgili özel organizasyonlar düzenleniyor. Bu organizasyonların artma olasılığı bizi çok heyecanlandırıyor. Orası gelecekte enstitüye veya bir Ar-Ge tesisine dönüşse, sadece bu bile başlı başına çok heyecan verici bir konu olurdu.
Yer
Karapınar, Konya
Proje Tipi
Ofis
İşveren
Kalyon Holding
Durum
Tamamlandı
Kapalı Alan
2.700 m²
