Completed Buildings | Creative Reuse
ArtIstanbul Feshane
Kurtul ERKMEN
Kurucu | KG Mimarlık
Kurucu Üye & Yönetim Kurulu Başkanı | Aura İstanbul
Seda ALTAN
Direktör | Aura İstanbul
WAF 2024 Temsilcisi | KG Mimarlık

finalist olmak & motivasyon…
Kurtul ERKMEN
Finalist olduğunuz zaman oradan birinci olmak bir mimar için çok harika bir duygudur; fakat finalist olup projeyi orada anlatma fırsatı bulmak da olimpiyat gibi bir şeydir. Birinci olamayabilirsiniz ama projeyi gidip orada anlatma fırsatını da ıskalamamak lazım. O nedenle zaman zaman proje gönderdik. Üç farklı yılda toplam üç kez finalist olduk. En son finalist olan projemiz Artİstanbul Feshane Singapur’da yarıştı.
WAF’ı bir mimar olarak, sadece proje göndermek, finalist olmak mümkünse de kategori birincisi olmak için değil; acaba dünyada son bir senede neler yapılmış, hangi ülkede hangi meslektaşımız nasıl çalışmış, bunları görmek açısından da kıymetli buluyorum. İzleyici olarak da seve seve giderim.
Seda ALTAN
Çok heyecan vericiydi. İstanbul’a dair bu kadar önemli bir yapıyı Singapur’da sunma ve dünyaya anlatma fırsatı bulduk.
öne çıkanlar…
Kurtul ERKMEN
WAF’a çok proje gönderiliyor, finalistler yarışıyor ancak o kategoriye kaç proje başvurusu yapıldığını biz bilmiyoruz, WAF komitesi biliyor. Hakikaten onlarca, yüzlerce proje geldiğini duyuyoruz. Genellikle adettir, yarışma başlamadan bir önceki akşam hoş geldin partisi yapılıyor. Orada gelenlerle karşılaşıyorsunuz, eski tanıdıklarınız varsa onlarla karşılaşıyorsunuz. Paul Finch de biraz bilgi veriyor. Amsterdam’da düzenlenen WAF öncesinde 3 binin üzerinde proje geldi şeklinde açıklama yapmıştı.
Finalist olarak bir kategoriye girmek için sadece iyi bir proje olması yetmiyor, bir problemi çözmüş olması ve onu iyi tanımlaması gerekiyor. Genellikle oradan sıyrılıp kategori birincisi olanlar da kendilerine bir problemi belirleyip tanımlayan ve onu iyi çözen projeler diye düşünüyorum. Bir hikayesi olan projeler öne çıkıyor sadece.
WAF’ın kozmetik güzellik üzerine gitmemesi sevindirici çünkü mimarlık bu konuda biraz sabıkalı bir meslek. Güzellik ya da kozmetik üzerinden bazen iyi cephelerle veya iyi fotoğraflarla projenizi anlatabilirsiniz. Sonuçta orada 3 farklı kişi ve mimarlardan oluşan bir jüri var. Dolayısıyla onların projeleri daha önce incelemeleri gerekli ve sordukları sorular anlamaya yönelik olmalı. Jüri üyeleri herhalde yarışmaya girmeden kendilerine verilmiş dijital projeleri inceliyorlardır. Çünkü inceleyip gelirseniz daha iyi soru üretirsiniz. Orada sadece 10 dakika projeyi sunan kişiyi dinlemek, o projenin içine girmeye yetmeyebilir. Jüri üyelerinin olması gerektiği gibi projeyi önceden inceleyip bu ciddiyette organizasyona geldiklerini düşünüyorum.
Tabii bu kadar çok kategori demek çok fazla jüri üyesi var demek. Her jüri üyesinin inceleme yaptığını söylemek mümkün ancak yeterli düzeyde inceleme yaptıklarını söylemek mümkün olmayabilir. Ben birkaç defa yarıştım, ilk yarıştığımız kategori ofis kategorisiydi. Ofis kategorisinde iyi olduğunu düşündüğüm projelerden hiçbiri birinci olamadı. Bence vasat sayılabilecek bir proje birinci oldu. O gün jüri ona teveccüh gösterdi diyelim. Ondan sonraki sene, Seda Amsterdam’dayken bizim katıldığımız kategori Production-Energy kategorisiydi. Onun birincisi Macallan Distillery İngiltere’de, birkaç ay önce benim gezme fırsatı bulduğum bir yapıydı. Macallan Distillery’nin yeni binası hakikaten çok çok iyiydi, iyi de anlattılar projeyi. Birinci seçilmesi doğru karardı.
hazırlık…
Seda ALTAN
Merve Kaplan’la (KG Mimarlık’ın bir önceki dönem bizim gönderdiğimiz projenin içinde yer alan ve projeyi tanıyan proje müdürü) beraber Artİstanbul Feshane Projesi’ni aktardık. Tabii ki gitmeden önce birlikte çalışma fırsatı bulduk, birkaç gün toplandık. Sunumlar zaten çok önceden gönderiliyor, yanılmıyorsam ağustos ayında sunumlar iletilmişti.
Proje detaylarını ve görselleri içeren beş dakikalık bir slayt sunumumuz vardı. 5 dakikayı da bir videoyla değerlendirdik. Proje işvereni İstanbul Büyükşehir Belediyesi – İBB Miras tarafından bütün restorasyon sürecini de içeren uzun bir video daha önce hazırlanmıştı. O videonun beş dakikalık, daha mimari detaylarını içeren kısımlarını kullanabildik, hazırlık süreci böyleydi.
Sunum notlarını eklememiştik, sunum sırasında bir geriden gelme durumumuz oldu ama çok iyi toparladık, tam 5 dakikada slaytlar bitti, 5 dakika video oynadı. Sonra da soru cevaba geçtik. Feshane’nin hikayesini iyi aktarmaya çalıştık. İstanbul için önemini ve Osmanlı – Cumhuriyet Dönemi eşiğinde büyük bir dönüşümün simgesi olduğunu iyi aktardığımızı düşünüyoruz.
Jüri üyelerinden bir tanesi İstanbul’a gelmek istediğini söyledi. İzledikten sonra İstanbul’a ışınlanmış gibi hissettiğini söyledi. Ben de sonrasında yanına gidip İstanbul’a davet ettim. Projenin ruhunu hissetmeleri bizi çok memnun etti. Ancak bu kategori çok zorluydu; bizimle birlikte yarışan çok ciddi projeler vardı. Bunun dışında Merve ile beraber zaten hazırlık süreciyle ilgili gelebilecek soruları not almıştık. Soruların çoğu tahmin ettiğimiz konulardan geldi.
Kurtul ERKMEN
Ben de Merve ve Seda’ya, ben olsam şunu sorarım, bu sorular gelebilir, siz bu soruları çalışın dedim. Sonuçta artık biliyorsunuz jüri neye dikkat eder, neyi sorar.
Seda ALTAN
En enteresan soru; bir jüri üyesi Haliç’i ve bulunduğu bağlamla ilişkisini daha detaylı anlatmamızı istedi. İstanbul’u tanımadıkları için sorduğunu düşünüyorum. Biraz anlatmaya çalıştık biz de.
Kurtul ERKMEN
Videoda Feshane’nin restorasyondan önceki haline dair görüntüler de yer alıyordu. Çatısı yok, yerler çamur ve toprak. Sadece duvarlar ve kolonlar var. Projede, binanın o durumdan nasıl yavaş yavaş ayağa kaldırılıp hayata geçirildiğini, önce özgün haline uygun bir kabuk haline dönüştürüldüğünü ve ardından içine hangi işlevlerin nasıl yerleştirildiğini anlattık.
Şöyle bir gerçek var: Bir mimar arkadaşım bir zamanlar ‘Artık yarışmalarda fotoğraflar yarışıyor adeta, fotoğrafçılar yarışıyor.’ demişti. Bunun bir gerçeklik payı var. İyi çekilen fotoğrafın etkisi göz ardı edilemez. Sonuçta estetik bir sanat dalı içindeyiz, karşınıza çıkan iyi bir fotoğraf hatta bazen binayı olduğundan daha iyi gösterebilen bir fotoğraf işe yarıyor, hangi jüri olsa etkilenir bundan.
Mesela yarışmada, çok fazla plan anlatıldığını, kesit anlatıldığını görmedim, nadiren oluyor. Size ayrılan zamanın büyük bir bölümünü planları, kesitleri, cepheleri anlatarak geçirmiyorsunuz. Çizimler üzerinden geçmiyorsunuz, fotoğraflar üzerinden geçiyorsunuz. Fotoğrafla anlatıyorsanız, sonuç fotoğrafların etkisi, onların başarısı oluyor. Bazı ülkelerde hakikaten iyi fotoğraflar çektiriyorlar. Güzel fotoğrafın avantajı oluyordur. Ben de jüri olsam etkilenirim.
Seda ALTAN
Tema ile de ilişkili olarak da şöyle düşünüyorum; gittikçe mimarlığın Kurtul Bey’in bahsettiği tehlikeli olan estetik kısmından çok, gerçekten problemlere odaklanan temalar görüyoruz. Kentlerin ve mimarların karşı karşıya olduğu problemlerle ilgili…
WAF hakkında…
Kurtul ERKMEN
WAF, yıllardır var olan ve oldukça prestijli, tüm dünyaya açık bir yarışma ya da festival. Adından da anlaşılacağı üzere World Architecture Festival yalnızca bir yarışma değil, aynı zamanda bir festivaldir.
Festivalde bence en önemli şeylerden biri; dünya mimarlarının, meslektaşların birbirleriyle iletişim içinde olabilmesi ve projelerini bizzat mimarlarından dinlemek.
Çeşit çeşit salonlar var, yüzlerce proje yarışıyor, farklı kategoriler var, ilginizi çeken kategorideki projeleri 3 gün boyunca izleyebilirsiniz. Kahve ve yemek molalarında ilginizi çeken projelerin mimarlarıyla ya da tanışmak istediğiniz biriyle gayet rahat bir ortamda gidip konuşabilir, tanışabilir, projesi üzerine birkaç soru sorabilirsiniz. Dünya mimarları bir araya geliyor ve içlerinde çok tanınmış olanları da var. Genç arkadaşlar da geliyor ama genellikle WAF’ta yarışan projelere baktığımızda bir seviye var, ciddi bir yarışma olduğunu düşünüyorum.
Singapur… Dubai… İstanbul…
Seda ALTAN
Singapur çok ilginç düşününce, sanki mimarların oyun alanı gibi, bambaşka. Bağlamdan tamamen kopuk projeler bir araya gelmiş. Tabii çok etkileyici, Gardens by the Bay zaten inanılmaz, dünyanın başka bir yerinde bilmiyorum var mı bir örneği. WAF’ın düzenlendiği alan onun hemen yakınındaydı.
İklim açısından zorluklar var ve bu zorluklar mimarlığı şekillendirmiş, olabildiğince bütün alanlar klimatize. Dışarı çıktığınızda; nem nedeniyle. yağmur yağmıyorken bile yağmur yağıyormuş gibi hissediyorsunuz. Biz kasım ayında gittik, burada kasım ayı sonbahar havasıydı; ancak orada ilginç bir muson iklimine gitmiş olduk. Deneyimlerimi aslında şöyle özetleyebilirim: İlginç bir coğrafya ve mimarlığın bundan nasıl etkilendiğini görmek. Çok yüksek katlı yapılar ve yeni teknolojilerin kullanılabileceği bir alan olması nedeniyle burayı mimarların oyun alanı olarak tanımladım. Zaten dünyanın en önemli ofislerinin orada ürettikleri çok sayıda proje var. Ara katlardaki bahçeler, doğa ve şehir iç içe ve Gardens by the Bay bütün şehre işlemiş gibi uzaktan bakınca. Sürdürülebilirlik anlamında ve teknolojinin kullanımı anlamında yaratıcı bulduğum çok iş var ama orada kendimi yaşıyor olarak görebiliyor muyum? Hayır.
Kurtul ERKMEN
Bir Dubai seyahati yaptık. Dört mimar arkadaş yapıları izlemeye gittik. Oradan Abu Dhabi’ye de geçtik. Seda, Singapur’u mimarların oyun alanı olarak tanımladı. Dubai ve Abu Dhabi de bir yüksek bina fuarı sanki. Maketler yapılmış ve şehrin her tarafına gelişi güzel yerleştirilmiş gibi. Çünkü yüksek ve büyük olmak dışında pek birbirleriyle bağlantılı değiller. Dolayısıyla, Singapur için söyleyemem ama, mesela Dubai’de pek de öyle (biraz da coğrafyadan kaynaklı) kentsel mekan yok, dışarıda yaşam yok çünkü. Ben oraya daha evvel bir Haziran’da gitmiştim, Haziran başında 40 derece ve üstüydü, nasıl gezersin? Nasıl dolaşırsın? Şubat’ta sokakta gezebilirsiniz ama sokakta gezen de yok, öyle bir alışkanlık yok. İnsanlar büyük AVM’lerin içinde, restoranlarda, kafelerde. Çoğunlukla iç mekanlar da şık ve konforlu. Ama binaların yan yana gelmelerinden oluşmuş bir kentsel mekan, doku, kamusal alan yok.
Seda ALTAN
Singapur için bu tam geçerli olmayabilir, bunun için çok çabaladıklarını görüyorum. Marina Bay Sands projesinin tamamı bir nevi AVM ama bir taraftan kıyı ile iletişim kuruyor, yürüyüş yolu tüm kıyıyı birleştiriyor. Köprüler ve yaya yolları çok bütüncül düşünülmüş. Zaten pek çok müze de aynı alanda yer alıyor ve kamusal alanlarla da ilişki kurulmaya çalışılmış.
Singapurla ilgili söylenebilecek şeylerden bir tanesi de aslında çok kültürlü olması. 4 farklı dil kullanılıyor, metrolarda bile 4 farklı dil var. İngilizceyle hiç zorlanmadan iletişim kurulabilen ve seyahat edilebilen bir yer. Bizim kaldığımız otel tam böyle Chinatown gibi geçen; Budist tapınaklar da var, mescitler de var Müslümanlar için, böyle bir yerdi, yaşam çok ilginçti. Bir taraftan Chinatown’da iki katlı daha eski diyebileceğim, Singapur tarihi içerisinde eski diyebileceğimiz yapılar, öbür tarafta uluslararası mimarlık ofisleri tarafından tasarlanmış dev yapılar. O çelişki de ilginç ama rahatsızlık vermiyor. Çözüm çok iyi olduğu için böyle hissettiğimi düşünüyorum. Dubai’de ayrımlar biraz daha farklı ve keskin olabilir.
Kurtul ERKMEN
Seda’nın dediğine biz İstanbul’dan da biraz alışığız, hani kentin içinde farklı katmanların yan yana yaşıyor olması. O bizim bildiğimiz, hatta belki kenti dinamik yapmaya da aday bir oluşum… Dubai’de eski tarihten kalma yani geleneksel, yahut mimarinin izini sürebileceğimiz yerleri varsa bile az olduğunu düşünüyorum. Abu Dhabi’de de öyle çok hani geleneksel bir yerleşimden bahsetmek mümkün değil, en azından görünür kılınmamış durumda.
Sen şimdi Singapur’u anlatıyorsun ve çok katmanlı dokuyu görüyorsun, İstanbul gibi. İstanbul’da dolaşan, birkaç gün kalan birisinin İstanbul’un farklı çehrelere sahip bir kent olduğunu anlaması çok kolay, bu özel bir çaba gerektirmez. Buraya gelen birisine üç semt versek, o üç semte gitse ne kadar farklı olduğunu görür. Dolayısıyla bir şehrin tarihi bunu yaratıyor ve gerektiriyor. Eğer geçmişe doğru giden bir şehirse, bir kentten bahsediyorsak…
Burası 3 farklı imparatorluğun başkenti, milattan önceye uzanan bir başkent. Bizans da var, Roma da var, Osmanlı da var, genç Cumhuriyet de var… Bu kadar farklı kültürlerin harmanlandığı bir yerin bunu yansıtıyor olması beklenen bir durum zaten. Mesele zaten onu kaybetmemek, muhafaza etmek, devam ettirmek, sürdürmek. Yoksa hayat devam ediyor, yeni yapılar tabii yapılacak, nüfus artıyor. İstanbul’un nüfusu resmiyette 16 milyon civarı biliyorsunuz, belki içinde yaşayanlarla beraber 20 milyon, böyle bir metropol. Avrupa’da baktığınız zaman çok az var, 3-4 tane ya sayabiliriz ya sayamayız…
WAF 2025 & Miami…
Kurtul ERKMEN
Amerika’dan çok sayıda proje geldiğini görmedim. Geçmişte yarıştığımız Re-use kategorisinde Kanada’dan bir proje birinci olmuştu. Miami’nin seçilmesi, Amerika kıtasından gelecek projeleri artırmak için yapılmış bir taktik olabilir.
Miami’de düzenlenmesi, o kıtadaki ülkelerden ve hatta Güney Amerika’dan Şili, Meksika, Arjantin gibi ülkelerden proje gelmesini teşvik edici bir unsur olabilir. O anlamda daha fazla ülkeden, daha fazla mimarın farklı coğrafyalardan gönderdiği projeleri bir festivalde yan yana getirmek zaten öteden beri festival düzenleyicilerinin mutlaka niyetlendiği bir durumdur.
Katılımcıların büyük çoğunluğu ya Avrupa’dan ya da Uzak Doğu’dan geliyor. Uzak Doğu’dan gelmesinin bir sebebi belki Singapur’dan başlamış olması. Dolayısıyla o coğrafyalara kendini tanıtmış, şimdi de başka bir kıtada fırsat yaratmayı hedefliyor olabilirler; projeleri zamanı gelince göreceğiz.
Seda ALTAN
Miami, Singapur’dan çok daha bambaşka bir coğrafya ama iklim değişimine en çok maruz kalan şehirlerden bir tanesi Amerika içerisinde. Dolayısıyla belki bulunduğu şehir temayı, ana çerçeveyi, konuşmaları ve panelleri etkileyebilir diye düşünüyorum.
Zaten 2024’te Building of the Year seçilen proje bir okuldu biliyorsunuz. Okul tamamen toplumsal katılıma yönelik bir proje. Tüm tasarım süreci onun üzerinden, çocuklar ve ailelerinin ihtiyaçları üzerinden. Avustralya’nın kendi içerisindeki farklı toplumların bir araya geldiği proje. Bilmiyorum, Amerika’da sürdürülebilir bir şekilde devam eder mi bu toplumsal katılım konusu. Bu tip güncel kentsel meselelere odaklanma durumu devam eder mi? Umarım devam eder ve Amerika özelinde de bu konulara odaklanılır.
Kurtul ERKMEN
Konuşmacılar, keynote speaker’lar da önemli. Kim, nasıl olacak, hangi konuşmacılar hangi konular üzerine yoğunlaşacak? O seçimlerin de mutlaka etkisi olacak. Neticede bir festival bu, bir festivale de çok da fazla anlam yükleyip her şeyi değiştireceğini de ummamak lazım, öyle bir gücü de yok. Ama belki konu üzerinde konuşmanın altını çizmiş oluyor. O coğrafyadaki mimarlar proje göndermese bile, ilgililerin gelip katılmaları çok kolay.
Senelerdir toplasanız Türkiye’den yurt dışına kaç mimarlık ofisinin gittiğini varsayabiliriz? 20 civarındadır diyelim. Çeşitli sebepleri var bunun. İstanbul’da yapılsa , bulunulan bölgenin katılım açısından tetikleyici ve kolaylaştırıcı bir taraf olduğu varsayarsak belki 100 tane ofis gider izler. Bu yüzden Amerikalı mimarların ya da Amerika’da çalışan ofislerin en azından izleyici olarak katılımının bundan önceki festivallere göre daha fazla olacağını öngörmek kolay.
WAF’ın gelişimi & ilerlemesi…
Kurtul ERKMEN
Benim ilk gidişim Barselona’da yapıldığı yıllarda… Genellikle format olarak WAF bir şehre gidiyor ve iki sene orada kalıyor. Singapur, Barselona, Berlin, Amsterdam, Lizbon, tekrar Singapur. 2025’te Miami’ye gidiyor bu formatı değiştirmez dersek iki sene de Miami’de kalacaklarını varsayıyorum. Hatta kıtalar arası bir rotada izlendiği açık. Dolayısıyla Miami’den sonra sıradaki durak Avrupa olabilir. Keşke İstanbul’a gelseler, burada misafir etsek bütün o mimarları, güzel de olur. Ona tabii Paul Finch karar veriyor.
Ben Barcelona’da Hasan’la Kerem’in (Erginoğlu Çalışlar Mimarlık) kategori birincisi olduğu sene oradaydım. En çok aklıma kazınmış olan onların kategori birinciliği ve bu başarıdan çok mutlu olduğumuz. Bu ortamlara gittiğimizde orada bir Türk kolonisi oluşuyor. Dolayısıyla biz Barcelona’da da kalabalık grup halindeydik. Yarışmadan bir gün önce Hasan’la Kerem’e moral veriyorduk. Ertesi gün de kutluyorduk, kazanmış gibi de seviniyor insan. Festival bu bağların kurulmasına ve güçlenmesine zemin oluşturuyor.
WAF kendini giderek geliştiriyor. Yeni kategoriler eklediler, eskiden kategori sayısı daha azdı; ancak son yıllarda Future Project adında, bitmemiş projelerin de yarışabildiği bir kategori eklendi. Eskiden ağırlığı bitmiş, tamamlanmış yapılardı ki biz bugüne kadar hep tamamlanmış yapılarımızı gönderdik ve finalist olduk, ona önem verdik. Future Project bazı tamamlanmayacak olan projelere bir olanak sağlıyor. İyi projeler var ama ister istemez bugünün teknolojisinde o kategoride biraz görseller (render) yarışıyor gibi bir durum var. Çünkü tamamlanmayacak projelerde biraz daha özgür davranabilir ve gerçekleşmesi zor fikirleri denemiş olabilirsiniz; bende bu his oluşuyor. Zihin açıcı projeler de tabii geliyor. Bazen tamamlanmasa da yarışmada birincilik kazanmış projeleri de orada izlediğim oldu. Hakikaten sağlam projelerdi, yapılması da mümkün. Türkiye’de hep böyle bir refleksimiz var: Bir yarışmaya girer, kazanırsınız; ama ardından “İnşallah kaynak bulunur ve proje iyi şekilde yapılır” diye dua edersiniz. Yoksa yarışma kazanıp da, projesi kağıt üzerinde kalan meslektaşlarımızla çok anımız var.
Seda ALTAN
WAF’a ilk kez 2019 yılında, Amsterdam’da düzenlendiği dönemde katıldım. O yıl hem Kurtul Bey’in hem de Sinan (İzgi) Bey’in projeleri yarışıyordu. Sinan Bey Future Projects kategorisindeydi. Tabii Amsterdam’ın ortamı başka, o yüzden farklı şehirlerde bu festivalin düzenleniyor olmasını da değerli buluyorum. Amsterdam’da oldukça farklı bir ortam vardı. Singapur’da ise bambaşka, Asya’ya açılan bir ortam vardı. Ayrıca, farklı nitelik ve ölçekte farklı disiplinler bir araya geliyor. WAF’ın kategori ve ödülleri de buna bağlı olarak çeşitleniyor.
Kurtul ERKMEN
Farklı şehirlerin şöyle bir avantajı var; biz ofis olarak gideceksek, üç gün sürer biliyorsunuz WAF, genellikle bir hafta vakit ayırırız. Yani yarışmadan en az bir belki iki gün önce gideriz. Eğer proje sunuyorsanız hem biraz orada hazırlık yapmanız ve çalışmanız lazım. Bazen teknik kontroller için de davet ediyorlar erkenden, teknik kontrolleri yapıyorsunuz salonlar açılmadan önce.
Yarışma bittikten sonra da genellikle en az 1 ya da 2 gün kalıp şehri geziyoruz çünkü 3 gün boyunca festival alanından çıkmıyoruz, akşam sadece yemeğe gitme fırsatı oluyor. Festival süresince şehri görme olasılığı yok, biraz önünden, biraz arkasından zamanı uzatmak suretiyle şehri gezmek, mimarisini, yaşantısını görmek, tanımak istiyoruz. Tabii Avrupa’dan, belki mesafelerin yakın olması kaynaklı, festival bitince giden yabancı mimar dostlarımız oluyor. Biz hem festivalin hem şehrin tadını çıkarıyoruz diyebiliriz.
Seda ALTAN
Şikayetçi olduğum bir konu var; program çok yoğun, yetişmek mümkün değil. Her odada bambaşka projeler yarışıyor, hepsini dinlemek istiyor insan. 17 tane crit room var. Ve böyle dünyanın en iyi ofisleri gelmiş orada sunumlarını yapıyor. Bir taraftan benim çok ilgimi çeken konuşmalar, paneller, paralel devam eden oturumlar var. Main Stage’deki bütün konuşmaların hepsi çok iyiydi. Hem akademisyenler gelip konuk oluyor hem keynote speaker’lar, gerçekten değerli ofislerin katılımcıları.
Kurtul ERKMEN
Her salonda farklı bir kategori yarışıyor birbiriyle. Siz gitmeden bir hazırlık yapmışsınız, ama çakışanlar var. Ama mesela şu da oluyor, benim çok başıma geldi, bir kategoriye giriyorsun projeyi izliyorsun, o projeden sonra başka bir proje geliyor anlatıyor, o da çok ilginç çıkabiliyor. Benim çok ilgimi çekmişti öyle bir tane, rastlantı eseri girmiştik bir salona Amsterdam’da; Polonyalı bir grup Güney Kutbu bölgesinde bir Yapı Araştırma Merkezi (Polonya hükümetinin sipariş ettiği bir araştırma merkezi sanırım) projelendirmişler, onu anlattılar. Yapılmış da. Eksi 30’lara düşen hava sıcaklığıyla nasıl başa çıkacaklar? Hangi malzemeler, nasıl bir mimari ve nasıl buradan oraya gidecek malzemeler? Her şey Avrupa’dan Polonya’dan gitmek zorunda. Öyküsü ilginç olan, her gün karşılaşmayacağız bir durumla karşılaşan mimarlardan deneyimlerini dinlemek çok kıymetliydi. O gün kazanç haneme yazdığım bir projeydi.
Seda ALTAN
Güzel tarafı farklı coğrafyalardan projeler görebiliyor olmak. Kurtul Bey’in söylediği gibi; bizim karşılaşmamızın çok zor olduğu iklim şartlarındaki yapı tasarımlarını görme ve o süreci mimarından dinleme şansı elde edebiliyoruz.
Genç yetenekler açısından baktığımızda; Student Charrette dışında öğrencilerin katılım gösterebileceği herhangi bir modül yok. Öbür türlü zaten ücretini ödeyip, bilet alıp gelmek gibi bir durum söz konusu. Dolayısıyla aslında öğrencilere ve genç profesyonellere kapalı diyelim çünkü düşük bir bilet ücreti yok, Türkiye ekonomik koşullarına bakınca. Belki dünya için öyle olmayabilir. Çoğunlukla mimarlık ofislerinden gelen gençler, tek başına gelen birisi ile karşılaşmak zor…
Kurtul ERKMEN
Gençler görevli olurlarsa salonlara girebiliyorlar. Her jüri oturumunda süre konusunda sizi uyaran, festival alanında size bir anlamda rehberlik yapan, sorularınıza cevap verebilecek ciddi bir kadro var. Bu kadro çok kalabalık ve gençlerden oluşuyor. Görevli oldukları için katılımları ücretsizdir ve büyük ihtimalle gönüllülük esasına dayanmaktadır. Genç ve özellikle öğrenci katılımını artırmak için ne düşünürler bilmiyorum.
WAF’ın değişiklik ya da kendisini geliştirmesi konusundaki eleştiriler varsa eğer bence; her şeyi o kadar da değiştirmemek lazım. Niye değiştireceksiniz ki? Daha iyi yapın, nitelik artsın yeter. WAF’ın da kendine göre bir festival formatı var. Bazen o formatı genişletmeye çalışmak işi sulandırmak anlamına da gelebilir. O da bir risk ve tehlike içeriyor. Gördüklerinizi cebinize koyuyorsunuz tamam da üç gün boyunca kaçırdıklarınıza üzülüyorsunuz. Bu da aslında niteliği hakkında bir fikir veriyor. Dolayısıyla WAF’ın bence nasıl değişirim, nasıl geliştiririm gibi böyle her şeyi değiştirme trendine kapılmadan, nasıl daha niteliğini artırabilirime bakmasında fayda var. Jüri nitelikli olmalı. Şu ana kadar da kötü değil. WAF’a proje gönderirken güveniyorsunuz, jüriye çıkarken güveniyorsunuz.
Konfor konuları var. Amsterdam’a gittik, ilk gün buz gibiydi, herkes paltosuyla oturdu. Belli ki kaloriferleri bir gün önceden çalıştırmamışlar, birinci gün ilk kez sabah çalışan havalandırma sistemi. Kasım’ın ortasında gittik, Amsterdam 0 derece falandı. İlk gün soğuk oldu, herkes şikayet etti, İkinci gün ancak ısındı. Halledilebilir şeyler sonuçta ve işin formatıyla değil de daha çok organizasyon becerisiyle ilgili konular. Onun dışında ne zaman gittiysem tıkır tıkır işledi.
Seda ALTAN
Yeni event’lere gidince aradaki organizasyon farkını insan daha net hissediyor. İletişim açısından çok kolay bir organizasyon; WAF aplikasyonu vs. Her ne kadar WAF aplikasyonunun, web sayfasının yenilenmesi gerektiğini düşünsem de (daha iyi çalışabilir bence) hızlıca kişinin iletişim bilgilerini alabiliyor olmanız çok verimli ama bence sosyalleşmek için sanki daha fazla zamana ihtiyaç var. Çünkü Crit Room’lar arasında koşarken zaman kalmıyor. Katılanların büyük bir çoğunluğu da zaten kendisi sunum yapmaya geliyor, kendi sunumunun telaşı bir gün, zaten sunumu varsa o gün onunla geçiyor. Geriye çok vakit kalmıyor ve standlarda buluşmalar var. Bu yıl Türkiye’den Turkish Stones standı vardı, sanırım onların da geliyor olmasının etkisiyle büyükelçi bizi ağırladı. Türkler Singapur’da ve büyükelçi evinde ağırlanıyor.
Sanki Amsterdam’da sosyalleşmek için etkinlik sayısı daha fazlaydı. Her akşam bir etkinlik vardı; ya bir yemeğe davetliydik ya da Ben van Berkel’in ofisinde bir davet bulunuyordu. Singapur’da bu kadar çeşitli değildi, stantlarda buluşma şeklindeydi. Etkinlik yoğun geçtiği için daha samimi buluşma ortamları oluşacak vakit kalmıyordu.
Kurtul ERKMEN
WAF ile ilgili ne önerimiz olabilir? Ben şunu eksik buluyorum; bu yarışma senelerdir yapılıyor ama yarışmanın katılımcıları, projeler ve kazananlar hakkında iyi bir data yok. Her sene bunun kitabını çıkartabilirler. Her kategoriye bir 15 civarı proje giriyor, 10 kategori olsa -ki fazla olduğunu biliyorum- da kolay hesap edelim 150 tane proje var. Projelerin kazananlarını değil sadece, katılanlarının da bilgileri olmalı. Ben yarışmaya katıldıysam sonradan kendi kategorimi hatırlamak isterim. Güzel projeler var diyorum ama nereden bulacağım adını yazmadıysam. Hiç olmazsa dijital, her sene finalist olan projelerin sunumunu bile koyabilirler çok zor değil. Hadi sunumu koymak çok uzun 10 dakika, her bir projeyi burada yükleyemem derlerse; projelerin kendisini ifade eden (çünkü oraya video göndermiyoruz yarışmaya katılmak için) onların formatlarına uygun açıklama raporu, paftalar gönderiyoruz onları koyabilirler. Mesela benim gittiğim bir sene hangisiydi hatırlamıyorum, onun sergisini yapmışlar. Bütün katılan projelerin yani finalist olanların falan değil, yüzlerce projeden oluşmuş bir salon, onun sergisini yapmışlardı. Böyle bir database oluşturması, geçmiş yıllar ve gelecek yıllar açısından işin faydalanılan kısmını artırır.
Seda ALTAN
Yayın arşivi, yani onların o seneki varlığının görünür kılmak, hem etkinliğe katılamayanlar için iyi bir fikir, hem de katılanlar için bir onore yöntemi.
Kurtul ERKMEN
Üstelik dediğimiz gibi her projeyi izleyemedik, her salona giremedik. Aynı anda birçok salon var, seçim yapıyorsun. Yarışma bittiğinde kim birinci, o başka bir konu. Ama gelen projelerin hepsi seçilmiş ve iyi projeler, yüzlerce proje gelmiş, biz de jüri olarak bir kategoriye 15 tane proje seçmişiz. O 15 projeyi yayınlamak, göstermek iyi bir fikir olabilir. Bugün burada bir sürü dergi var, bir çok proje basılıyor, öyle değil mi? Biz hala alıyoruz, çeviriyoruz, bakıyoruz ya da isteyen dijital tabletten de bakabilir. Projeleri görelim çünkü bunlar nitelikli projeler…
Seda ALTAN
Benim hoşuma giden şeylerden biri WAF’a bu yıl, European Cultural Center gelmişti. Özellikle onlarla görüştüm, davetli olduklarını düşündüm çünkü bir nevi onlar da bir sivil toplum gibiler Avrupa içerisinde, fakat kendileri orada yer almak istemiş ve katılmışlar, davetli değillermiş. Paul Finch’e önerim Aura İstanbul’u davet etmesi olabilir. Çünkü belli ki WAF içerisinde sadece yapı sektöründeki firmalar yok artık, sivil toplum örgütleri veya benzer kültürel kurumlar da yer alıyor. Belki alanı genişletmek adına iyi olabilir.
Kurtul ERKMEN
WAF’la ilgili mesajlarımızı verdik; İstanbul’a getirin, yayın yapın göremediğimiz projeleri görelim. Seda da biraz daha gençlere dönük neler olabilir diye düşünün demek istiyor. WAF’ın aslına bakarsanız; dünyaya yayılmış bir organizasyon olduğunu da göz önüne alırsak; belli bir gücü, söylem gücü var.
Hepimizin adresi var sürekli geliyor, şimdi başladık Miami’ye gelmeyi unutmayın falan. Miami’ye gelmeyi unutmayın diyor geçen gün arkadaşlarıma soruyorum Miami’ye gidelim mi diye, diyorlar ki Amerikan Konsolosluğu 2027’ye randevu veriyor vize için. Eğer konsolosluk vize randevusunu 2027’ye veriyorsa şu anda Amerikan Vizesi olmayan bir Türk mimar ne yapsın? Bu WAF’ın hesaba katmayacağı uluslararası bir problem. Zaten Avrupa’ya bile vize almak bir mesele. Bu sene Türkiye’den katılan projelerde ve Türkiye’den katılan izleyicilerde sayıca çok dramatik bir düşüş olursa, bir dikkat çeker Amerika’ya niye gelmedi bu Türkler diye.
Seda ALTAN
WAF’taki Türk mimarların pozisyonunu bence en iyi ifade eden şeylerden biri, bu sene Emre Arolat’ın keynote speaker ve süper jüri olması. EAA çok sayıda kategoride yarıştı ve Küçükçekmece Cemevi ile ödül aldılar. Artık Türk mimarların WAF’da bir tanınırlığı var.
Kurtul ERKMEN
Murat Tabanlıoğlu da süper jüri oldu. Türk mimarların her zaman içinde olduğu bir organizasyon!
Completed Buildings | Creative Reuse
ArtIstanbul Feshane


Kurtul ERKMEN
İBB Miras bu kapsamda çok iş yaptı. Yüzlerce projeye aynı anda yetişmeye gayret ediyorlar. Mühim olan buradaki fikir. Bu fikir de İstanbul’un bu tür geçmişten gelen yapılarını yeniden işlevlendirerek ayağa kaldırmak, insan kaynağı ayırmak, mimarları ya da iç mimarları devreye sokmak, böyle bir organizasyonun altına girmek kolay bir iş değil. Sadece bizim Feshane değil. İstanbul’da, çok sayıda tarihi yapı, restore edildi, yeniden hayat buldu. Hepsinin mimarlarını tanıyoruz, tek tek arkadaşımız, dostumuz. Böyle bir kamusal alan yapma fırsatı çok da geçmez mimarın eline. Çok bina yaptığımız olabilir, konut, ofis yapabiliriz, bunlar olur ama kamusal yapı yapma fırsatı gelince de açıkçası kaçırmamak lazım diye düşünüyorum. İBB Miras aracılığıyla en azından meslektaşların büyük çoğunluğunun [adeta her yapıyı bir başkasına verip yaptırmak gibi bir yol izlediler] çok insanın eli değdi ve biz de tabii deneyim kazanıyoruz bu yolla. Bir ikincisi geldiğinde daha deneyimli, bir üçüncüsü geldiğinde daha deneyimli oluyorsunuz.
İBB Miras hangi projede, kiminle çalışacağını muhakkak kendi içinde görüşüyordur. Geçmişine bakıyordur, ona göre bir değerlendirmeyi kendileri yapıyorlardır. Ama proje bir anlamda davetle geldi. Proje süreci içinde de, ki böyle projeler genellikle 1,5 sene sürüyor, yani siz projeyi yapıp verdiniz hadi Allahaısmarladık demiyorsunuz, son güne kadar, açılışa kadar içinde yer alıyorsunuz. Biraz da sağlığı açısından ilerleyişin bu gerekli. Dolayısıyla orada bir iş birliği ruhunu oluşturmak lazım, öyle yürütebilirseniz zaten proje başarılı oluyor. Yoksa bizim onun dışında ömrü hayatımızda yaptığımız birçok proje var. Projeyi yapmışız ama sonunda öyle bir şey çıkmış ki ortaya ya da bir daha müdahale edemediğimiz bir durumdaysa görmek bile istemiyoruz. Koymazsınız bile referansınıza. Böyle durumlarla her mimarlık ofisi mutlaka karşılaşmıştır, karşılaşıyordur. Feshane’de Ahmet Güneştekin’in Kayıp Alfabe Sergisi’nin açılışındaydım. Kullanılıyor olması insanın hoşuna gidiyor. Harika bir proje olabilir falan filan ama kamusal anlamda kullanılıyor olması önemli. Onların kayıtlarını tutuyorlardır belki milyon kişiyi geçmiştir açıldığından beri içine giren çıkan insan sayısı. O mutluluk veriyor insana, onun için yaptık. Şık resimler çekmek için yapmıyoruz aslında, kamuya bir toplumsal fayda üretmek için giriyoruz o projelere.


Seda ALTAN
Bir araya gelen işlevler de çok iyi. Zaten orada bir kütüphane olması, bir taraftan sergi gezebiliyorken orada çalışan insanların bulunması, etkileşim yaratması, bahçenin sürekli etkinlikler için kullanılıyor olması…
Kurtul ERKMEN
Açık alan, kafe bile kıymetli bir şey. Oraya kadar gittiniz dinlenmek için, zaten artık biliyorsunuz kafelerde insanlar sadece çay kahve içmiyor çalışıyor da, bir tane dizüstü bilgisayar veya tablete bakar, telefonundan bile birçok kimse birçok işi yapabiliyor. Dolayısıyla çalışma şekilleri de değişti eskisi gibi değil, kütüphaneler de öyle. Sadece kitap okuma yeri değil daha fazlası ki bizim o kütüphanenin içinde iki tane kapalı, ses geçirmez alanımız var, grup çalışmalarına dönük. Orada isterlerse konuşabilirler, ses üretebilirler sorun değil. Bir de bence iyi işletiyorlar. Her gelen sergi 1 ay, 2 ay, 3 ay kalıyor. İyi sergiler geldi, hepsine bir daha bir daha gitmek istiyor insan. İzleyici çekmek, kullanıcının sayısını arttırmak açısından faydalı oluyor. Çünkü mimarlıkta bizim en büyük problemlerimizden bir tanesi bence şu: iyi bir şey yaparsınız; iyi bir restoran yaptınız, iyi bir otel yaptınız diyelim her zaman böyle kamusal bir alan çıkmaz karşınıza; kötü işletildiğinde bir işe yaramıyor yaptığınız iş. Yemeği kötü bir restorana bir daha gitmezsiniz ya da fiyat kazanç dengesi anormal olan bir yere bir daha gitmezsiniz. Mimar istediği kadar iyi yapmış olsun, orayı sıfırla çarparlar. Dolayısıyla işletme de, bizden sonra devralanın oraya katacağı katma değer açısından çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.
İlk sergide 300’den fazla eser ve sanatçının yer aldığı, Türkiye’deki birçok sanatçının aynı anda yer aldığı bir açılışla hayatına başladı İBB Miras’ın Artİstanbul Feshane’si, ses getirdi. Uzunca bir süre kaldı daha sonra toplandı. Sonra Tate Modern’den bir sergi geldi. Kolay bir şey değildir, aylarca yazışmalar, protokoller, sigortalar falan biliyorum yani o işlerin kolay olmadığını. Sonra yine bir takım başka parça sergiler de geldi. Mustafa Taviloğlu’nun galiba bir koleksiyonu çeşitli yerlerde sergilenirken burada da kendine bir yer ve yurt buldu. Şimdi Ahmet Güneştekin’in sergisi var. Hep böyle iyi sergiler. Açıkçası insanın hoşuna gidiyor.

Yer
İstanbul
İşveren
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültürel Miras Daire Başkanlığı [İBB Miras]
Durum
Tamamlandı