Burak PEKOĞLU | binaa

mimar

Cephe, dış ve iç arasındaki etkileşimdir; bir dünyayı diğerine açar. Bir binanın nasıl işlediğini göstererek, tıpkı bir giysinin kendi moda ifadesini oluşturması gibi, kendini ifade etmesini sağlar ve yapının karakterini oluşturur.

cephe

Cephe kabuk olmanın ötesinde binanın biçimsel ve anlamsal ifadesinin de en önemli aracı. İyi bir cephe tasarımı, yapının işlevi ile kurduğu ilişki ve çevresi ile iletişim kurabilmesi açısından önemli olduğu kadar kullanıcının hafızasında binanın bulunduğu yeri kimliklendirebildiği tasarımdır. Aynı zamanda mimari kurguyu kullanıcının nasıl algıladığı ya da hisleriyle nasıl bağdaştırdığıyla ilgilidir. Cephenin mimari kurgu ile ilişkisi, içeriden ve dışarıdan kullanıcının algısında bir bütünün parçası olabilmesi ile öne çıkar. Ayrıca geleneksel formlardan farklı olarak artık çatının da cephenin bir parçası olduğunu söyleyebiliriz. Geleneksel anlayışa göre basitçe “binaya dik yüzeyler” olarak tanımlayabileceğimiz cephe artık binayı çepeçevre saran bir bütün olarak düşünülmeli.

Le Corbusier’nin tanımladığı modern mimarinin beş ilkesinden biri olan “Serbest Cephe” gelişmekte olan mimarinin kendi içerisinde çok önemli bir dalı olmuştur. Cephe binaların çevreleriyle iletişim kurması, iç – dış ilişkisi bakımından bir arayüz olması gibi mekanla ilgili anlamlar taşımasının yanında; binanın dış etmenlerden korunmasını, nefes alabilmesini ve gün ışığı kullanımını enerji tüketimine yönelik kontrol altına almasını sağlamak gibi gereklilikleri karşılar. Yapının bulunduğu iklim şartlarına uyumu, malzeme seçimi, teknolojik unsurların entegrasyonu gibi kriterler tasarımcının bilinçli olarak veya bilirkişi desteği ile aldığı kararlar doğrultusunda şekillenir. Bu özelliklerin oluşması tasarımcının yaratıcılığı, mühendisliğin tasarım ve üretim sürecine paralel olarak entegrasyonu ile ilişkilidir.

Cephe kabuk olmanın ötesinde binanın biçimsel ve anlamsal ifadesinin de en önemli aracı. İyi bir cephe tasarımı, yapının işlevi ile kurduğu ilişki ve çevresi ile iletişim kurabilmesi açısından önemli olduğu kadar kullanıcının hafızasında binanın bulunduğu yeri kimliklendirebildiği tasarımdır.

tasarım aşamaları

Günümüzde mimarlık tekillikler üzerine değil, kolektif düşünme ile ilgili. Çoğu mimarın amaçladığı gibi alışılmışın dışında düşünmek, böylece mimarlardan beklenen düşünce çemberinin dışına çıkmak, farklı disiplinlerden insanların, mühendislerin, iş adamlarının, işçilerin, zanaatkarların ve kullanıcıların, özgün bakış açılarını anlamak / anlatmak için bir araya gelmesi ile mümkün. Bu farklı perspektiflerin hepsi bir mimari parçanın yaratılmasında nasıl birleştirilebilir? Örneğin, bir zanaatkar bir fikri mühendis ya da üreticiden daha farklı algılar. Yine de sonunda bu farklı düşünce şekilleri bir araya gelir.

Projeler artık yeni araçlar ve iletişim teknikleri ile yürütülüyor. Dijital imalat, karma yüzey tasarımlarının uygulanacağı malzeme kompozisyonlarına dönüştürmek için yeni araçlar keşfedilmesine fırsat sağlıyor. Ancak, sahne arkası bir dizi farklı etkinliğe yer verir. İnşa edilen ürünün gerçekleştirilmesinden önce mimarlardan, mühendislerden ve müteahhitten oluşan bir ekip sergilenecek olan oyunun ana metni ve bölümlerini tanımlar. Burada otomotiv, moda ve havacılık endüstrilerinin öğretileri ve alıntıları devreye girebilir. İnşaat endüstrisinde değişim yavaş olsa da yeni mercekler ve ekranlar mevcut standartların gözden geçirilmesine olanak sağlıyor. Farklı endüstrilerin araç ve teknolojilerinin elde edilmesi, performansın geliştirilmesi için alternatif imkanlar sunuyor. Mimarın cepheyi bir terzi gibi ölçüp, biçip, kesip, yapıştırıp tekrar eden denemeler sonucunda doğru oranları yakalaması konsantrasyon ve ustalık gerektirir. Detay ve bütün arasındaki ilişki bir gelgittir. Cephe, kullanıcı ve binanın bulunduğu çevresi arasında bir ifade biçimidir. Mimari tasarımın en önemli konularından birisi olan cephe tasarımı aslında sürecin en başından en sonuna kadar aşamalar dahilinde geliştirilmesi gereken bir süreç.

BINAA olarak biz bu imkanları, mimari cephe tasarımında fikirden ürüne yönelik sürecin içerisine harmanladığımız prensip metodolojimiz dahilinde entegre ediyoruz. Bizim için cephe tasarımı mimari tasarımın ayrıştırılamaz bir parçası. Her projede kapsamlı bir analiz süreci söz konusu oluyor. Bu analizler dahilinde kütle ve kullanımın alternatifleri, eskizleri ve çalışma maketleri yapılıyor. Oluşan tasarım paralelinde elimizdeki verilerle yapının çevresini ve kendisini “as built” verilerle en yakın olacak şekilde 3D dijital model oluşturuyoruz. Tasarımın içimize sinmeye başlaması ile 3D model üzerinden binanın tüm komponentleri organize ediliyor. Bu model yapım aşamasına kadar farklı disiplinlerle koordine edilerek inşaatı simüle edebileceğimiz sanal bir şantiye haline geliyor. Cephe için bu aşamada ayrı bir paket oluşuyor. Daha sonra cephe tasarımının DNA’sını keşfetmeye çalışıyoruz. Detay ve bütün ilişkisi arasında gidip geliniyor. Bu aşamada mühendisler ve konuya yönelik potansiyel üreticiler ile sıkı dirsek teması kuruluyor. DNA kriterlerinin belirlenmesi ile geometrik model ve dijital mockup dediğimiz üretime yönelik model test amaçlı mockup aşamasına giriyor. Bu aşamada üretici ile fizibilite ve optimizasyon yapma şansımız oluşabiliyor. Dijital ve ürün arasındaki git-gel sürecinin netleşmesiyle uygulamadaki riskleri minimize edebiliyoruz. Bu sayede inşaat sürecinde kaybedilecek zamanı ve bütçesel zararı minimuma indirebiliyoruz. Uygulama aşamasında yerinde mockup, planlama ve koordinasyon ile sağlıklı bir cephe uygulama sürecini tamamlayabiliyoruz.

Cephenin mimari kurgu ile ilişkisi, içeriden ve dışarıdan kullanıcının algısında bir bütünün parçası olabilmesi ile öne çıkar.

teknolojinin katkısı

Geçtiğimiz otuz yıl içerisinde, tasarımcının hayal gücü çok daha değişken ve karmaşık bir anlatım biçimine kavuştu. Teknolojik ilerlemelerin kullanımı ile mimarlık, pürüzsüz ve sürekliliği olan yüzeylerin üretilmesi anlamında bir dönüşüm geçirdi. Tıpkı sinemada kullanılan montaj teknolojisi gibi, mimarlıkta yazılım kullanımı yüzeylerin dönüşüm potansiyelini sınırsız hale getirdi. Ekran üstü müdahaleler yapı kültürü geliştikçe tasarımcıların düşünme biçimini oluşturmaya başladı. Mimarinin tiyatrosundaki tüm özneler arasında kolaylıkla veri dolaşımı sağlanabiliyor ve yapım hızı arttıkça iş birliği için gruplara ihtiyaç artıyor.

Cepheyi bir ürün olarak değerlendirdiğimizde, izleyiciye final kompozisyon görsel olarak ulaşana dek kurgu, küresel ölçekten yerel ölçeğe geniş bir yelpazede gerçekleşebilir. Yeni dijital mimari projeye eşlik eden görsellik, mimari ürünün gerçekliğini tam anlamıyla yansıtmaz. Bu anlamda oyunun ruhu, yalnızca oyuncuların niyetlerinin bir temsili biçimindedir. Gerçeklik durağan ve tanımlı bir görüntüden ibaret değildir. Yapım aşamasında entegre edilen teknolojik araçların etkisiyle değişime ve dönüşüme tabidir. Her proje bulunduğu konum ve imkanlar dahilinde yeni fikirleri test edebilmek için yeni bir potansiyel ve deneysel tasarım süreci olarak düşünülebilir. Dijital ortamdan fiziksel ortama aktarım yaparken önemli olan tekniklerin, malzemenin ve araçların tasarım sürecine entegre edilebilmesi ve tecrübe dahilinde orkestra edilebilmesidir. Günün sonunda iyi bir cephe, tasarımı zamana meydan okuyabilen, işlevini verimli olarak yerine getirebilen ve kullanıcıda akılda kalıcı etki bırakan cephedir.

önem kazanan unsurlar

Günümüzde hızla gelişen teknolojinin paralelinde cephe konusunda tasarımcının yeniliklere açık olabilmesi ve proje içerisinde risk alabilmesi önemli. Yeni bakış açısı elbette yeni bir bilince götürür. Bina gibi yeni ve beklenmedik bir varlık, bir alan için benzersiz bir karakter ortaya çıkarır ve insanları düşünmeye sevk eder; onlara son ürünü merak ettirir: Bu yapı nasıl ortaya çıktı? Arkasındaki hikaye nedir? Sahne arkasında ne tür bir iş birliği gerçekleşti? Cephe, bu soruları tetiklemek için çok önemli (Le Corbusier’nin cepheyi binadan serbest bıraktığını hatırlayın). Cephe, dış ve iç arasındaki etkileşimdir; bir dünyayı diğerine açar. Bir binanın nasıl işlediğini göstererek, tıpkı bir giysinin kendi moda ifadesini oluşturması gibi, kendini ifade etmesini sağlar ve yapının karakterini oluşturur.

İyi bir cephe, tasarımı zamana meydan okuyabilen, işlevini verimli olarak yerine getirebilen ve kullanıcıda akılda kalıcı etki bırakan cephedir.

cephe ve malzeme

Cephede doğal malzemeleri tercih ediyorum. Taş, ahşap, metal, cam gibi… Doğaya baktığımızda inanılmaz çeşitlilik var. Malzemeyi tanımak ve malzeme ile yeni formlar keşfetmek tasarımcı olarak vazgeçilmez bir meziyet. Her projemizde seçtiğimiz malzemelerin içeriklerini ve kaynağını araştırıp, takıntılı bir şekilde neler yapabileceğimizi araştırmaktan keyif alıyorum. Sıcak, soğuk, geçirgen, iletken, yansıtıcı, mat, parlak, satine, eloksal, mujartalı, lamine, paslanmış, boyalı vb. malzemelerin cinsine ve özelliğine yönelik işlem ve işlemler sırasını bilmek, test etmek ve yerine göre kullanabilmek tecrübe ve araştırma – geliştirme gerektiriyor. Projede doğru malzeme seçimi ve uygulama şekli çok önemli. Başarılı sonuç alınabilmesi için tasarımcıdan, yükleniciye, üreticiye ve uygulamacıya kadar farklı grupların ortak dil içerisinde orkestra edebilmesi çok önemli. Dijital mockup’tan fiziksel 1:1 mockup’a kadar olan koordinasyon ve üretici ile yapılan mockup denemeleri sonucunda mükemmele yakın diyebileceğimiz sonuca gidebiliyoruz.

Örneğin, Argul Weave projemizde cephede doğal taşın sınırlarını zorladık. Araştırmalarımız sonucunda cephede kullanıma uygun ve aynı zamanda form verebileceğimiz taşları incelediğimizde Limra ailesinden Burdur’da çıkan Patara Beji’ni tercih ettik. Taşın cinsinin kükürt bazlı olması, cephede nefes alabilmesi, sertlik ve homojenlik seviyesi CNC imalatına uygun olduğundan bu taşı seçtik. Nitekim mockup çalışmaları sonucunda istediğimiz etkiyi alabildik. Doğramaları ve iç kaplamaları masif ahşap (İroko) ile tamamladık. Dolayısıyla cephede tamamen doğal malzemelerin ustalıkla işlenmesi, 3D dijital model aracılığıyla sürecin koordinasyonu ve farklı uygulamacılar ile çalışılmasına rağmen parçaların uzayda bir araya gelebilmesini sağladık. S2OSB projemizde konferans salonu dolu panellerin içinde yer alırken, iç kabuk akustik açıdan tasarlanmış, geometrik, lamine ahşap panellerden oluşuyor. Metal cephenin soğuk etkisine karşı, doğal taş ve ahşap kullanımının iç mekanda sıcak bir atmosfer yaratması, mimari yaklaşımımızda malzeme ve mekân ilişkisine verdiğimiz önemi vurguluyor.

İyi bir cephe, tasarımı zamana meydan okuyabilen, işlevini verimli olarak yerine getirebilen ve kullanıcıda akılda kalıcı etki bırakan cephedir.

sürdürülebilir cephe

Performans, statik, fonksiyon ve estetik anlamında farklı dinamikleri bir arada düşünerek cephe tasarımını ele almak gerekiyor. Sürdürülebilir cephe için bazı kriterlerin düşünülerek tasarım yapılması lazım. Sürdürülebilirlik bağlamında birtakım unsurları binanın enerji tüketimi, bakımı ve temizlenmesi, uzun ömürlü olması, çevreye duyarlı olması ve tasarımın zamansız olabilmesi şeklinde sıralayabiliriz.

başarılı uygulamalar

Paris’teki Center Pompidou projesi ve exo-skeleton cephesi beni çok etkilemiştir. Galeriler ve kamusal alan arasında kattan kata rengarenk cephe içeresinde hareket ederken şehirle bambaşka bir ilişki kurabilmek ve yaşayan binanın insan ötesi ölçekteki statik, mekanik organlarını hissedebilmek çok ilham verici bir tecrübe. Bir başka başarılı bulduğum bina ve cephesi, David Bunshaft (SOM) tarafından tasarlanan, nadir kitapları barındıran, Yale Üniversitesi’ndeki Beinecke Kütüphanesi. Dışarıdan yer çekimine karşı yerden uçarmışçasına algılanan ağır mermer kütlenin içerisine adım attığınızda bir anda yepyeni bir deneyimle karşı karşıya kalıyorsunuz. Çelik karkas aracılığıyla taşıtılan, gün ışığını kısmen geçiren devasa mermerleri içeriden sıra dışı bir etki ile algılama fırsatınız oluşuyor. Özellikle bu proje New Haven’da Cesar Pelli Mimarlık’ta çalıştığım yıllarda öğle aralarında detaylı olarak yakından inceleme fırsatı bulduğum ve sonrasında Bursa’daki Argul Weave projesini tasarlarken esinlendiğim bir çalışma.