INSIDE | Health & Fitness
Doruk Nilüfer Hospital
ZOOM/TPU
Atilla KUZU | Kurucu Ortak
finalist olmak & motivasyon…
2009, 2012, 2018 ve 2024 olmak üzere 4 kere finale kaldık… Ama başından itibaren katılım sağladık WAF’a. Bu sene de Bursa’daki bir hastane ile finale kalmak bizim için yeterli bir başarı sayılır… İlk olarak 2009’da, Acıbadem Maslak projesi (yine bir sağlık yapısı) ile katıldık. Acıbadem Maslak projesiyle finale kaldık fakat orada yarışmanın içeriği farklıydı. Çünkü Maslak projesinin finale kaldığı kategoride Korean Showroom’u ile bir İtalyan birinci oldu… 200-300 metrekare bir alan ile 45.000 metrekare bir hastane projesini aynı kefeye koyup tartmak, o zaman yanlış gelmişti bize.
Bir sonrakinde, 2012’de Liv Hastanesi ile iki kategoride finale kaldık. Birisi Commercial Space, diğeri sağlık yapıları kategorisindeydi. İki dalda yarıştık, iki kere sunum yaptık. Sağlık yapıları konusuyla ilgili kategori ayrılmıştı. Mimarisi dahil bir iş olmaması sebebiyle orada bir dezavantaj yaşadık. Avustralyalı bir grup vardı. Aşağı yukarı milyar dolar seviyesinde bir yatırımla çok güzel bir projeye imza atmışlardı. Ama onları da seçmediler. Yanlış hatırlamıyorsam Vietnam’da bir hastaneyi seçtiler. O ülkenin genel, lokal tasarım diline uygun olduğunu düşündükleri bir projeyi seçmişlerdi. 2018’de Memorial Bahçelievler ile finale kalmıştık. Sunumuna biz gitmedik, Memorial’ın mimari kadrosu sunumu yaptı.
Her projemizde artık çıtayı bir yukarı bir yukarı götürmeye çalışıyoruz. Kendimizi tekrar etmek en büyük korku. Kendimizi tekrar ettiğimiz noktada sıkıcı olmaya başlıyoruz ve artık bizi de tatmin etmiyor ortaya çıkan netice… Onun için; amaç her projede biraz daha ileri gitmek, farklılaşabilmek…
Bundan sonra farklı yönlere de evrilmek istiyoruz tasarımcı olarak, sadece sağlık yapısı yapmak değil amaç. Tabii ki sadece sağlık yapısı yapmıyoruz. Kültürel miras projeleri, müze, çok az, fazla değil ama fabrika, showroom, otel, ofis tasarımı yapıyoruz. Mağaza çok az, son zamanlarda hiç mağaza tasarımı yapmıyoruz neredeyse. Çoğunlukla sağlık yapıları tasarımı yapıyoruz. Bu alanda ciddi bir farklılık yarattığımız için sağlık yapıları konusunun artık bize yapıştığını söyleyebilirim.
Sağlık yapılarının iç mekan tasarımlarına yoğun olarak 2004’te Acıbadem’lerle başladık. Aslında ilk sağlık yapısı tasarımımız 1997 yılında Sevgi Hastanesi oldu. Biz Carousel Alışveriş Merkezi iç mekan tasarımını yapıyorduk. O zaman Hayati Tabanlıoğlu vefat etmişti ve Murat Tabanlıoğlu mimari projeye devam ediyordu. Alışveriş Merkezi’nin yanında Sağlık Müzesi olarak düşünülmüş bir yapı vardı. Sevgi Hastanesi orayı almıştı sanırım. Alışveriş Merkezi tarafında çalışmamız ve inşaatı yapan grubun da bizi tanıması sayesinde Sevgi Hastanesi işi bize geldi. İç mimari projeyi çizdik, bitirdik, teslim ettik.
Sevgi Hastanesi oraya taşınamadan kapanıyor ve binayı Acıbadem Grubu alıyor. Sonra bakıyorlar ki; binanın iç mimari hazır projesi var ve güzel çizilmiş. Bu projeye göre hiç değiştirmeden uygulamayı yapıyorlar. Sonra tekrar iç mekan tasarımına ihtiyaçları olduğunda, sanırım 2000’li yılların başında, dönüp o projeye bakıyorlar, lejantta Zoom TPU yazıyor. Ondan sonra, 2004’te yanlış hatırlamıyorsam, Ertem Ertunga’nın mimari projesini yaptığı bir hastane binasına poliklinikler yapmak üzere bizi çağırdılar.
Sevgi Hastanesi sağlık yapıları konusundaki ilk tecrübemizdi, dolayısıyla bu konuda bilgimiz çok kısıtlıydı. Bu açıdan, sağlık yapılarına ilk Acıbadem Grubu ile çalışarak başladık ve böylece bu konuda tecrübe kazandık diyebiliriz.
Eskiden sağlık yapılarında beş yıldızlı otel yaklaşımı yoktu. Bu yaklaşım bizim kötü hastane tecrübelerimizle gelişmiş bir konsept. O kötü tecrübeler bu hastanelerdeki iç mekan algısını değiştirmeye sebep oldu diyebiliriz. Çünkü mekan, hasta psikolojisini doğrudan etkiliyor ve hastaneye gelen insanların kendilerini iyi hissetmeye çok ihtiyacı var. Bu yaklaşımın öncülerinden biri olmaktan mutluyuz.
Avrupa, Amerika, İngiltere gibi, mesela Almanya’da sağlık sistemi çok farklı. Almanya’da devlet bu işin asıl sahibi. Dolayısıyla orada özel hastaneler var mı yok mu bilmiyorum. Bu anlamdaki tasarım yaklaşımı çoğunlukla Amerika gibi ülkelerde veya Güney Kore, Çin belki, Japonya’da. Yine de bizim tasarım dilimizde hastane gördüğümü hatırlamıyorum.
Biz Acıbadem Grubu ile Amerika’ya da gittik; Detroit’te, Houston’da, Chicago’da birçok hastane gezdik. Hepsi sıradan, bizim PPP projeleri gibi, devlet hastanelerinden biraz daha iyi diyebilirim. Farklılaşan örnekler çok az daha doğrusu Türkiye’deki kadar farklılaşan örnekler yok, benim gördüğüm, incelediğim kadarıyla. Örneğin; Almanya’da nöroloji ve beyin cerrahisi üzerine International Neuroscience Institute (INI) adında bir hastane var, SIAT GmbH tarafından yapılmış ve beyin hücrelerinin yapısını andırıyor.
Hastaneler genellikle iç mimari tasarımına duygu katılmamış sıradan mekanlar. Yurt dışından gelen kişiler buradaki hastaneleri gördüğü zaman inanamıyorlar gördüklerine. Türkiye’de özel sağlık yatırımları devlet tarafından da çok teşvik edildi. Dolayısıyla işverenlerimizin bu işi bir yarış haline soktular adeta. Böylece, özel sağlık yapılarında gerçekten de bir iyileşme oldu.
WAF’ta da gördüğümüz gibi demek ki biz doğru yoldayız. Çizgi olarak geride kalmadık, mimari tasarım dili olarak da… Gayet güncel ve kendimizi ifade eden işler ortaya koyabiliyoruz ve kabul görüyor. O yüzden mutluyuz.
öne çıkanlar…
Mimari projeler için, işin temeli ve en kıymet verilen yapının bulunduğu çevre ile olan ilişkisi. İç mimaride malum; ekolojik, sürdürülebilir kavramlarına cevap verebilecek yaklaşımlar. Tabii çelişki olmaması lazım. Çünkü mevcut, eski, hiç kullanılmamış bir yapıyı dönüştürmek çok kıymetli ama yeniden yapmak yeşil bina olması açısından %40 oranında kaybettiriyor.
Orada gördüğümüz hepsi yeni yapılıyor, mevcudun dönüştürülmesi az sayıda. Örneğin; Durmuş’un (Dilekci Mimarlık) projesi de çok kıymetliydi. Bir Tasarım Problemi etkinliğinde de projeyi ”yıkmadan yapmak” adı altında bir sunumla anlatmıştı.
Singapur deneyimsel çalışma alanı gibi bir şey olmuş artık… Bir sürü yapılaşma var. Eskiyi onarıp yeni bir fonksiyonla hayata geçirmenin çok kıymetli olduğu bir zamanda, bu kadar yapılaşmanın ve yeniden inşa etmenin olduğu bir alanda; WAF’ı yapmak ne kadar anlamlı, bir de onu düşünmek lazım. Her şey yeniden yapılıyor, bir sürü gökdelen çiziliyor. Orta Doğu’da da çok sayıda örneği var.
Yarın öbür gün Norman Foster’ın veya Jean Nouvel’in yapmış olduğu işleri WAF’ta görebiliriz belki de, bilmiyorum katılırlar mı katılmazlar mı… Foster’ın birkaç işi vardı yanlış hatırlamıyorsam. Kendi içerisinde çok tutarlı görmüyorum WAF’ı da. Farklı bakış açıları olabilir ama kendi içerisinde tutarlı olmaları gerekir, bu bir kriter.
hazırlık…
Sunum açısından işverene yapmış olduğumuz sunumdan çok farklı bir şey hazırlamadık. Belki biraz daha altını çizdiğimiz noktalar oldu. Bir Tasarım Problemi etkinliğinde de bu projenin sunumunu yaptığımda; bir iç kabuk anlayışımızın olduğundan, doğadaki herhangi bir oluşumun hacim olarak bizi kavrayıcı etkisini iç mekanda yaşatma isteğimizden bahsetmiştim. Bir mağaranın içine girdiğimiz zaman her şeyin bütünlük arz etmesi… Doğanın mükemmelliğini bir şekilde yakalayabiliyor olmak, tabii ki çok zor…
Bizans, Selçuklu mirası ve Osmanlı’nın ilk başkenti Bursa’nın doğal kaynaklarından faydalandığımız finalist olan projemizde; bir hamamda nasıl bir doğal ışık kaynağı oluyorsa, SPA’da da buradan yola çıkarak tasarım yapmayı çalıştık. Projeyi, biraz tarih ve coğrafyadan bahsederek temellendirdiğimiz ana konseptin altını çizerek anlatmaya çalıştık. Tabii işte ne kadar karşılık bulduğu tartışılır.
Bir formatı var zaten WAF’ın bize söylenen, ama gördüğüm kadarıyla o formata pek çok kişi sadık kalmamış. Video gösterenler vardı, animasyon gösterenler vardı. Mesela biz de video hazırlayabilirdik, çok daha iyi bir anlatım olabilirdi.
Liv Hastanesi sunumunda öyle yapmıştık, hiç anlatmadık. 7 dakikalık bir video gösterdik ve 10 dakikada bitirdik. Burada da öyle yapabilirdik ama anlatmayı tercih ettik.
Sunum konusunda önerim WAF’ın belirlediği formata uyum sağlamaya çalışmasınlar. Çünkü çoğu anlatımda formata bağlı hareket edilmediğini gözlemledim. Dolayısıyla kendilerini nasıl iyi ifade edebileceklerse, projeyi nasıl iyi ifade edebileceklerse o şekilde anlatsınlar.
dikkat çeken projeler & sunumlar…
Projeler açısından baktığımda, gerçekten çok yaratıcı işler var. Özellikle Emre Arolat’ın aldığı ödül çok kıymetli… Cemevi gerçekten de oradaki projeler içerisinde gördüğüm belki de en yaratıcı, en dikkat çekici projelerden bir tanesi…
Türkiye’den tüm arkadaşlarımın projeleri son derece iyi ve yeterliydi. Belli bir çıtanın üzerindeydi. Türkiye’nin WAF’a katılımı açısından da baktığımda çok kıymetli. Bundan sonra daha da iyi olur diye düşünüyorum.
Tabii şu ortamda yeni projeler olursa…
Bu arada Bilgin Mimarlık’ın da hakkını vermeliyim. Onların projesi çok başarılı, çok güzel, gördüğüm en iyi projelerdendi. Konya Enerji Kontrol Merkezi oradaki projeler içerisinde yine en seçkin, en ideal olanlarından… Sürdürülebilirlik sorusundan kalmış olabilir. “Siz burada paslanmaz çelik kullanmışsınız, cam arasında bunların ne kadar ekolojik olduğunu düşünüyorsunuz?” gibi bir soruyla da muhatap olmuşlar. Caner’in (Bilgin) sunumuna yetişemedim. Ama burada Bir Tasarım Problemi’nde sunumunu yapmıştı, çok beğenmiştim. Çok nitelikli bir proje, o açıdan ödül kazanarak hakkını aldığını düşünüyorum.
Her iki projeye de hem Emre Arolat Mimarlık hem Bilgin Mimarlık’a hakkı verildi.
WAF hakkında…
Bu sene WAF’ın beni hayal kırıklığına uğratan bir tarafı oldu. 2009’dan bu yana aslında çok prestijli bir yarışma, gerçekten görüp, beğenip, takip edip, yıldız mimarların yapmış olduğu bir sürü işi hayranlıkla izlediğimiz, muazzam işlerin yarıştığı bir platform. Hepsine de giriyoruz, sunumlarını dinliyoruz fakat WAF’ın bu işi başlatan olması dolayısıyla bir repütasyonunun olduğunu, dolayısıyla o ivme ile 16 yıldır aşağı yukarı bu prestijli yarışmayı buraya kadar getirdiğini biliyoruz.
Dünyadaki en prestijli yarışmalardan bir tanesi… Fakat katılım sağlayan mimarların projelerini değerlendirmek konusunda nitelikli jüri konumlandırabildikleri düşünmüyorum. Çünkü baktığımızda gerçekten de çok iyi projeler var. Jüri üyelerinin değerlendirme kriterlerini de aşağı yukarı biliyoruz. Konuyu veya projeyi çok iyi değerlendiren, kriterlerini çok iyi ele alıp doğru sorular yönlendiren birçok jüriye de tanık olduk tabii, hepsinin hakkını yiyemem…
Singapur’da yapılması ne kadar anlamlı? Bu kadar yarışmacının veya finale kalan yüzlerce projenin sunumunu yapmak üzere Singapur’a kadar gitmesi. Hakikaten çok ciddi meblağlar ödeniyor bir festivale katılım sağlamak için. Fakat mesela bakıyorsunuz bir kahveyi bile bedelle satıyorlar. Şu anda benim gördüğüm WAF maalesef ki bu kadar seviyeli, bu kadar entelektüel projeleri değerlendirecek bir yapıda değil, genelinden bahsediyorum. Tabii ki birçok jüri üyesi var, hepsi çok kıymetli, çok değerli. Birçok projenin sunumunu izlerken çok doğru sorular, çok doğru noktalardan projeleri sorguladıklarına tanık oluyoruz. Ama örneğin en önemli kriterlerden bir tanesi karbon ayak izi değil mi?
Sürdürülebilirlik, ekolojik, o çevreye olan uyumu, bulunduğu coğrafyadaki materyallerle üretilmiş olması vs. söz konusuyken; bu kadar nitelikli ve dünyaya olumlu yönde mesaj ve yön verecek bir yarışmanın yapıldığı alan bir antrepodan öte değil. Bir antreponun içerisinde, naylon çadırlar (iglo) içerisinde sunum yapılıyor. Gayet tasarım vizyonu olan kişilerin geldiği oturduğu böyle sıradan koltuklar, sandalyeler. Mesela benim bakış açımla o proje sunumlarının yapıldığı yer bir çadır olacaksa, bunların da ekolojik olması veya sürdürülebilir olması gerekmez mi? Bir naylon çadırdan öte, geri dönüşüm malzemelerden üretilmiş kabinler yapılamaz mı? Birine yaptırılıp veya tasarlatıp orada kurulamazlar mı? Çok ciddi paralar kazanılıyor. Yani baktığınızda geri aldığınız şey hiç fazla bir şey değil; o oturumlara giriyorsunuz, çıkıyorsunuz. Sunumu yapan kişinin bile önünde bir bardak su yok. Çok kolay çözülebilecek konular oysa ki.
Projelerin birbiriyle yarışması aslında kavram olarak bize biraz ters geliyor olsa da seviyemizi anlamak açısından, yaptığımız tasarımların ne kadar tüm dünya tarafından kabul edilebilir ya da değerli olduğunu anlama ihtiyacımızla katılıyoruz. Dünya içinde kabul görmüş olmak, finale kalmak, ödül almak, bu kadar değerli mimarın arasına girmek bizce de kıymetli. Fakat organizasyon açısından WAF’ı son derece yetersiz bulduğumu söyleyebilirim.
Sunumların sadece İngilizce olması birçok katılımcı açısından zorluk teşkil ediyor. Çünkü ana dili İngilizce olmayanlar projesini kendi duygusuyla anlatamıyor. Yani ben de dahil olmak üzere. Ben Türkçe anlatıyor olsam bunu çok daha iyi anlatırdım ve böyle bir organizasyon, her bir proje için, her bir lisan için mütercim tercümanı görevlendirmesi de kolay ve gayet olumlu olurdu. Bir Çinli vardı mesela, soruları anlamak için bir çeviri aplikasyonunu kullanıyordu telefonunda, soru sorulduğu zaman tutuyor, bakıyor, okuyor ve cevap veriyordu, vermeye çalışıyordu. Bunlar olmamalı. Simultane tercüme günümüzde çok da ileri teknoloji gerektirir bir şey değil, adapte edilebilir bir şey.
Projeye katılmak konusundaki yani o katılım süreci içerisindeki ısrarları ve pazarlamaları son derece organize, ama organizasyon süresince aynı başarıyı yakalayamıyorlar. WAF organizasyonunu son derece yetersiz, kendi içerisinde tutarsız, jüri üyelerini özensiz buldum ne yazık ki.
WAF 2025 & Miami…
Bir sonraki yarışmanın da Miami’de yapılacağını öğrendik. Neden şimdi Amerika? Düşünün ki ben bir proje vereceğim, benim şu anda Miami’ye gitmem için Amerika vizem bitti ve vize için bir sene sonraya gün veriyor.
Sanki bu işin arkasında birazcık sıcak iklimde keyif çatalım diyen bir grup var, biz sıkıldık İngiltere’nin yağışlı ikliminden… Onun için ilkini Barcelona’da yapalım, sonra Singapur’da yapalım, sonra Miami’de yapalım gibi…
WAF’ın gelişimi & ilerlemesi…
WAF’ın olumlu tarafı; katılan mimar, içmimar ve tasarımcıların kendi aralarında kurdukları iletişim. Orada sunulan projeleri görmek, algılamak, jüri oturumlarına katılmak, sunumu yapan kişilerle iletişim kurmak… Konferansları dinlemek, mimarlık alanında etkili isimleri dinlemek, onların sunumlarına tanık olmak veya mimari tasarım yaklaşımlarını görmek, incelemek en kıymetli kısmı.
Bunların tümü gördüklerimin, dinlediklerimin ve öğrendiklerimin üzerine koyup başka bir şey daha yapabilirim düşüncesini oluşturuyor. İnsandaki tasarım heyecanını, yeni bir şeyler üretebilme heyecanını tetikleyici olması açısından çok değerli, onun için katıldım aslında.
Biz, mevcut mimarinin içine yerleşen iç mekan tasarımımız Bursa Doruk Hastanesi ile 2024’te, INSIDE | Health & Fitness kategorisinde finalist olduk. Aynı kategoride 4 proje vardı. Bunlardan ikisi konuyu mimarisiyle birlikte ele almıştı, biri bizim yaptığımız gibi mevcut yapının içine yerleşen bir tasarımdı. Günün sonunda hiçbirimiz ödül alamadık. Bu 16 yıllık WAF tarihinde ilk kez karşılaşılan bir durum ve son derece saygısızca olduğunu düşünüyorum.
Singapur’da yarışmak üzere 4 finalisti birini seçmek üzere çağırıyorlar ve projelerin hiçbiri ödül almıyor. Kategori kazananı (winner, highly commended) yok. Bu bence yarışma prosedürüne de aykırı bir davranış. Sonuçta WAF komitesinin de tasvip ettiği bir netice değildi ama jüri kararı olduğu için saygı duydular. Jüri birini seçebilirdi, biz olmayabilirdik hiç önemli değildi. Finalistler arasında Çin’den, İngiltere’den gelenler vardı. Jüri, proje sunumlarından etkilenmediğini şeklinde sebepler sunmuş. Burada konu sunumlardan etkilenip etkilenmemek değil. En başta 4 projeyi seçen ilk jüriye, onların seçimlerine de harcadıkları zamana ve çabaya da saygısızlık… Oraya kadar gelen, o sunumu hazırlayan, o kadar seyahat masrafı ödeyen, WAF’a katılmak için belli bir bedel ödeyen kişilere de çok büyük saygısızlık yapılmış oldu. Değerlendirme kriterleri ve bakış açıları son derece yanlıştı.
Jüri üyelerinin biraz daha dikkatli seçiliyor olması gerekir diye düşünüyorum. Mesela sağlık yapısı kategorisine (Health and Fitness) Kıbrıs’ta yapılmış bir otelin ilk seçici kurul tarafından finalist olarak seçilmesi de enteresan. Otele gelen insanlara SPA hizmeti vermek için yapılan bir mekanda fiziksel olarak bir rahatsızlığı olan insanların tedavisi yapılmıyor. SPA bir ‘wellness’ alanı olabilir ama bana göre bir sağlık (healthcare) yapısı değil.
Bir diğer proje Singapurlu bir mimarın yaptığı sosyal sorumluluk projesiydi. Yaşlılarla küçük çocukların bir araya gelip birlikte vakit geçirdikleri, bir mekanın içerisine yerleşmiş hobi alanı gibi bir yer tasarlanmış. Bunun da sağlıkla ilgisini tam çözemedim. Sağlıklı iletişim kurmak veya yaşlılara iyi gelebilecek bir şey gibi düşünüldü ise onu bilemem. Çinli bir ekip vardı, onlar hastane yapmıştı.
Aslında bence finale kalacak iki proje vardı Health and Fitness için. Bir Çinlilerin hastanesi, bir de bizim projemiz. Başka finale kalabilecek nitelikte bir hastane projesi görmedim. Bizim projemizin bir fizyoterapi alanı vardı, Bursa’da yeraltı su kaynakları var. Termal suları kullanarak bir takım termal havuzlarla (hipnoterapi havuzları) tedavi sağlanıyor.
Biraz ön yargılı bir bakış olduğunu düşünüyorum. Sanırım bizi seçmek zorunda kalacakları için kimseyi seçmediler gibi bir düşünce de aklıma geliyor. Çünkü bizim projede şöyle bir şey oldu; lobinin yapımı çok sayıda kalıp ve iş gücü gerektirdi. Dolayısıyla belki ekolojik olarak bu kadar çabaya gerek yok gibi düşünülmüş de olabilir. Neticede bu iç mimari, bir iç kabuk oluşturuyoruz ki biz bunu sunumda çok net anlattık. Nereden çıktığımızı, nasıl bu noktaya geldiğimizi…
Jüriden kolonları kapladınız mı sorusu geldi. Evet, kolonları kapladık. Çünkü bu bizim tasarım dilimiz. Ayrıca bir hastane yapısında dört köşeleri sivri bitmiş kolonları istemedik, yumuşak, insanlara hasar vermeyecek, yanından geçerken çarpıp zarar görmeyeceği bir doku oluşturmak istedik. Türk hamamlarında fil gözü dediğimiz tepeden ışık alan cam pencerelerin oluşturduğu dokuya yansıtmaya çalıştık. Doğal ışığı içeri alma şansımız olmadığı için led aydınlatmalarla bunu sağladık. Bu doku ile aynı zamanda insanın iç yapısını oluşturan bağ dokusuna da bir atıf var.
Bence jürinin soruları ve olayı ele alış biçimi yanlıştı. Çok daha fazlasının hiç gereği yokken harcandığı sayısız proje varken, eğer ekolojik yönden bir gol yediysek, çok yanlış. Karbon ayak izi, çok fazla kalıp, çok enerji…Bence iç mimari projelere bu şekilde bakılamaz. Tedavi için oraya gelen insanların kendilerini daha iyi hissedecekleri mekanları oluşturmanın insan psikolojisi üzerindeki olumlu etkileri yadsınamaz.
Genel olarak WAF’ı, yaklaşım olarak 2012’den çok farklı görmüyorum. Artık yapay zeka gibi birtakım şeylerin de sunumlara katıldığını görüyoruz. Son 2-3 senenin ürünü olarak sunumlarda bunlara rastladık. Fakat dediğim gibi yani 2012’den çok farklı değil… Tasarım anlayışı olarak baktığımızda, aradan geçen yıllar sonrasında katma değeri artmış olarak karşımıza çıkması gerekirdi.
INSIDE | Health & Fitness
Doruk Nilüfer Hospital

Doruk Sağlık Grubu, 1998 yılından bu yana Bursa’da sağlık sektöründe faaliyet gösteren köklü bir kuruluştur. Sadece yerel bir sağlık kurumu olmakla kalmayıp aynı zamanda büyüme vizyonunu mimari ve tasarım alanlarıyla birleştirme hedefi gütmektedir. 2018 yılında, bu hedefleri gerçekleştirmek amacıyla Prof. Dr. Zeynep Kahveci ile işbirliği başlatılmıştır.
Proje brief’leri doğrultusunda yürütülen planlama aşamaları, mahal yerleşimleri ve sirkülasyonlar gibi detaylı süreçler, Prof. Dr. Zeynep Kahveci ile birlikte hayata geçirilmiştir. Planlama aşamasının ardından tasarım süreci başlamış, özellikle lobi alanı mimari açıdan büyük bir öneme sahip olmuştur.


Lobi, yapısal zenginliği ile dikkat çeken bir alan olarak tasarlanmıştır. Sirkülasyon alanının görsel iletişim potansiyeli, tasarıma geniş bir yaratıcılık alanı sunmuştur. Lobinin, zemin kattan mezanin kata kadar uzanan kolonları, yapıya güçlü bir strüktürel öğe olarak entegre edilmiştir. Ayrıca, zemin kattan başlayan galeri boşluğu, bodrum katlara inen merdivenlere erişimi sağlamaktadır, bu da mekanın bütünlüğünü ve görsel iletişimi artırmaktadır.


Tasarım sürecinde, iç mekânda yer alan yapısal strüktürler, oturma elemanları, bankolar ve aydınlatma sistemleri, parametrik bir akış içinde tasarlanmıştır. Akışkan yüzeyler, mekânı tamamen saran bir kabuk oluşturarak tasarımın ana unsurlarını belirlemiştir. İç mekân, prekast materyalden üretilmiş tekrarsız panellerle oluşturulan aydınlatma yüzeyleriyle benzersiz bir parametrik akış içinde yer almaktadır. Lobi zeminindeki mermer zemin, algoritmik olarak büyüyüp küçülen vorteks formunda tasarlanmıştır. Kadın-erkek hidroterapi havuzları da benzer tasarım prensipleri ile çözümlenmiştir. Bekleme alanlarında ise iç bahçelerle birlikte doğa etkisi en üst düzeye çıkarılmıştır. Oturma elemanları, mekanla bütünleşen bir tasarıma sahiptir ve hastane genelinde bütünsel bir yaklaşım benimsenmiştir.


Poliklinikler ve hasta odaları, gün ışığından maksimum fayda sağlamak üzere tasarlanmıştır. Aydınlatma tasarımları, yapının bir parçası olarak düşünülmüş ve implant öğeler yerine bütünsel bir yaklaşım benimsenmiştir. Tüm banko çözümlerinde ise yumuşak ve akışkan formlar tercih edilerek genel konseptle uyum ve insan odaklı bir tasarım anlayışı benimsenmiştir.



Tasarım Adı
Özel Doruk Hastanesi
Proje Yeri
Bursa
Proje Tipi
İç Mimari Konsept Uygulama Projesi
Partners
Atilla Kuzu & Levent Çırpıcı
Tasarım Koordinatörü
Yunus Emre Kara
Proje Koordinatörü
Özge Berberoğlu Kurbak
İç Mekan Tasarımı
ZOOM / TPU
