KONSEPT ÖZEL
Sergei Tchoban
© KPStudio

Bina için seçtiğim mimari ve detayların türleriyle farklılaşıyorum. Herhangi bir yüklenimde ne tür bir rolünüzün olacağını anlamak, bu role adapte olmaya çalışmak ve kendinizi en küçük detaylarda dahi gösterebilmek gerekir. Benim esas amacımı, mimariye ilişkin fikrimi bu yaklaşım yansıtıyor.

mimarlık anlayışı

Sanırım benim için en önemli nokta mimariyi sade bir yurttaş açısından anlamak. Mimariyi çizimlerle anlamaya başladım; çünkü çizime çok erken yaşta, okuldayken başladım. Çizmek için mimaride neleri sevdiğimi, mimaride, şehir planlamasında, birbiriyle zıt farklı yapılarda, birbirini etkileyen ev ve binalarda detay olarak nelerden hoşlandığımı, onların içinde ne tür mekanlar yapılacağı hakkında düşünmeye başladım. Bu noktada şehirde farklı mimarilerin farklı rolleri olduğunu öğrendim. Eğer bir meydana bakacak olursanız meydandaki her binanın başrolde olmadığını görürsünüz. Bazıları sahne arkasında kalırken bazıları ön plandadır. Eğer yeni bir iş aldıysanız, her bir binanın rolünü düşünerek kendinizi ne şekilde ifade edip etmemeniz gerektiği ve o yerde konumlanmış birbirinden farklı bu binaların birbiri ile olan ilişkilerinde sizin rolünüzün ne olduğunu öncelikle kendiniz için anlamanız gerekir. Eğer elinizdeki zaten mevcut olan bir bina ise o binayla ilgili rolün ne olacağını anlamak zorundasınız.

Buna bağlı olarak eğer önemli ve binanın etrafı için dikkat çekici ve belirgin bir durum yaratmak istiyorsanız ne tür bir yaratıcılık ortaya koyacağınızı düşünmeye başlarsınız. Sıra dışı, dikkat çekici bir form veya yüzey… Elbette bunların çevresini de yaratmaya çalışırsınız. Ama eğer alışılagelmiş, arka planda kalan bir öge yaratırsanız yüzey ve en küçük detaylar hakkında daha fazla konuşmak, bu bina ve kentte yaşayanlar arasında diyalog kurmak zorundasınız. Sanırım bu noktada bina için seçtiğim mimari ve detayların türleriyle farklılaşıyorum. Herhangi bir yüklenimde ne tür bir rolünüzün olacağını anlamak, bu role adapte olmaya çalışmak ve kendinizi en küçük detaylarda dahi gösterebilmek gerekir. Benim esas amacımı, mimariye ilişkin fikrimi bu yaklaşım yansıtıyor.

çizim

Benim için çizim, sanatın çok ayrı bir bölümü. Eğer çizim mimari için bu kadar kıymetli olmamış olsaydı bile, mimari çizimin sanatın önemli bir parçası ve başlı başına ilgi çekici bir sanat türü olduğunu düşünüyorum. Bir mimari çizime bakarsanız iki şey görürsünüz: Birincisi çok soyuttur; çünkü hiçbirimiz hatta mimarlar dahi o binanın nasıl olacağını gözünde canlandıramaz. Onun için çizimde çok fantastik bir şey görürsünüz. Çünkü doğaya ya da yüze değil daha önce yaratılmamış bir şeye bakıyorsunuzdur. Yaratılmış olsa da çok alışılmadık şekilde çizilmiştir. Soyut noktaları gördüğünüz için çizim çok iyi beceri gerektirir. Kağıt üzerinde ilginç, farklı teknikler ama soyut, alışılmadık bir cisim görürsünüz. Hayal dahi edemediğiniz şey aslında çizimdedir. Bu bilinmeyen bir yolda gitmek gibi. Hedefinizin ne olacağını anlamaya çalışırsınız. Özetle, çizim benim için çok seçkin bir şey. Ama tabii ki, çizimin mimarların fikirleriyle de çok ilgisi var. Bu sebeple de şimdiye kadar birçoğumuz çizim üzerinde çalışıyor ve çizimlerle birçok şey anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü eğer önce düşünür sonra çizmeye başlarsanız elinizle düşünmüş olursunuz. Elinizle ve çizginizle ilerler; kafanızda var olan bir şeyi ortaya çıkarır, düşüncenizle yaratmaya başladığınıza elinizle devam edersiniz.

Çizimi her mimarın bir aracı olarak çok önemli buluyorum. Başka vakıflar, enstitüler ve müzelerde düzenlenen sergilerde; onların arşivleriyle ya da kendi düzenlediğimiz sergilerde kendi arşivimizle çizimin bu bilinmeyen yolunda derin sulara dalabilmeniz için farklı sanat eserleri sunuyoruz. Bir düşünce biçimi olarak sergiliyoruz. Mimarların kağıt parçalarındaki çizimlerini veya bazı çizim defterlerini yalnızca bir mimarın bu fikre nasıl ulaştığını göstermek için sergiliyoruz. Böylece herkes bu fikrin nasıl doğduğunu, neden doğduğunu ve şimdi mimarlar tarafından ne tür fikirler üretilmekte olduğunu anlayabiliyor.

Çizimi her mimarın bir aracı olarak çok önemli buluyorum. Başka vakıflar, enstitüler ve müzelerde düzenlenen sergilerde; onların arşivleriyle ya da kendi düzenlediğimiz sergilerde kendi arşivimizle çizimin bu bilinmeyen yolunda derin sulara dalabilmeniz için farklı sanat eserleri sunuyoruz. Bir düşünce biçimi olarak sergiliyoruz.

kent

St. Petersburg’da doğdum ve avangart bir mimar olamadım. Çünkü Batı Avrupa kültürünü sürekli tekrar eden binalarla çevriliydim. Mimari tarzını 17. yüzyıl sonu ile karşılaştırdığınızda Rus Barok stili neoklasik tarza geçiyordu. Aralarında büyük bir fark söz konusu. Rus Barok stili ulusal geleneğe bir adımdı ve Peter’ın kurduğu St. Petersburg altyapısı oldukça Batı Avrupa esintisi taşıyordu; insanlar burada adeta bir Roma, bir Paris gibi ideal bir sanat, bir diğer ideal Avrupa şehrini yarattığımızı düşünüyorlardı. Tabii bu şehirde büyümek, buradaki binaları, cepheleri görmek insanda süslemelerin, yapıların, caddelerin ve meydanların boyutlarının şehrin doğal tarzı olduğu düşüncesi yaratıyor.

Berlin’de ve Moskova’da en çok şehrin katmanlı dokusu hoşuma gidiyor. Farklı durumlar ve geliştirmeler nedeniyle Moskova devrimden önce çok gösterişsiz bir şehirdi, devrimden sonra başkent oldu. Ölçekteki sıçrama müthişti. İki, üç katlı binalar devletin de desteğiyle müthiş gelişim gösterdi. Küçük bir şehirden başkente uzanan bir sıçrama yaşandı. Bu, şehri çok ilgi çekici kılıyor çünkü bu tezatlar şehrinde çok farklı yükseltiler, yoğunluklar var. Moskova’yı çok ilginç ve St. Petersburg’un tam zıttı yapan şey bu. Bu şehri seviyorum çünkü bana düşüncelerimde daha çok özgürlük tanıyor. Eğer St.Petersburg’da çiziyor veya üzerinde çalışıyorsanız size pek fazla seçenek sunmaz, sadece bir yolunuz vardır. Moskova’nın ise çok farklı olduğunu görürsünüz. Küçük ölçekli binalardan devasa ölçekli saraylara. Bir katmanlar şehri. Berlin’de de benzer bir durum söz konusu. Moskova ile St. Petersburg arasında bir şehir diyebiliriz. 2. Dünya Savaşı’nda yıkıldı, daha sonra yeni bir başkent olması için yapılması gereken çalışmalar yapıldı. Bu noktada 20. yüzyıl başlarındaki eski bir şehir gibi inşa edilmesine karar verildi. Bu, St.Petersburg benzeri bir şehir yaratmak anlamına geliyordu; daha gösterişsiz yükseklikler, daha az gökdelen. Gösterişsiz bir Moskova yaratmak üzere yola çıkıldı ama giderek daha çok St. Petersburg’a benzedi, ikisi arasında bir yer oldu. Bu şehirde çalışmanız için her iki stili de bilmeniz ve ikisini kombine etmeniz gerekir çünkü gökdelenler gibi onların tam zıttı olan sade yapılar da mevcut.

cephe

Bir cepheyi işlevsel yapan en büyük özellik çok fazla bakım gerektirmeden yaşlanması. Zaman içinde kaldırabilir, her beş yılda bir onarabilir veya boyayabilirsiniz. 100 yıl veya daha öncesindeki meslektaşlarımız herhangi büyük bir sorun çıkarmadan yaşlanacak çok basit cepheleri nasıl yaratacaklarını anlamışlardı. Örneğin 18. veya 19. yüzyıldaki St. Petersburg evleri. Genelde evlerin giderek yaşlanıp çirkinleştiğini görürsünüz ama St. Petersburg’da asla çirkin değillerdir, detaylar ve küçük ögeler sayesinde hala çok güzeller. Bu sadece mimarların değil aynı zamanda endüstrinin de meselesi: Böylesi bir cephe yaratmak için en iyi malzeme ve en iyi yüzeyi en az enerji tasarrufuyla üretmek gerekiyor. Enerji ve enerji tasarrufu hakkında uzun uzun konuşabiliriz. Ancak eğer bina 20 yılda eskirse yıkılacaktır, dolayısıyla bu konuda tek düşünebildiğim enerji ve kayıplar. Biri dışardan cepheye baktığında “Yüzeyi hissedebiliyorum, malzemeleri hissedebiliyorum, taş işçiliğini, sürdürülebilirliği hissediyorum.” diyebilmeli. Cephe aynı zamanda binanın içinde de işlevsel olmalı. Çünkü binaların işlevi zaman içinde değişir. Bir bina, bina olarak işlevinden daha fazlasını yapabilmeli. Örneğin; bir garaj inşa edersiniz ve 20 yıl sonra onu artık garaj değil, bir mimarlık ofisi olarak kullanmaya devam edebilirsiniz. Bu, o yapının sürdürülebilirliğini gösterir.

Biri dışardan cepheye baktığında “Yüzeyi hissedebiliyorum, malzemeleri hissedebiliyorum, taş işçiliğini, sürdürülebilirliği hissediyorum.” diyebilmeli. Cephe aynı zamanda binanın içinde de işlevsel olmalı. Çünkü binaların işlevi zaman içinde değişir. Bir bina, bina olarak işlevinden daha fazlasını yapabilmeli.

cephe malzemeleri

Bu, cephenin ne kadar uzun ömürlü olması gerektiğine bağlı. Bazı binalar çok hızlı yaşlanır. Örneğin, sergi binalarının çok uzun süreli olması beklenemez. Ama eğer bir binanın, şehrin ve kültürün parçası olarak daha uzun ömürlü olmasından söz ediyorsanız, ben her zaman fazla cilalanmış olmayan, yağmurdan veya hava kirliliğinden sonra güzel bir rölyefe dönüşen, bazı detaylarla hiçbir zaman yaşlanma ihtimali olmayan malzemeleri tercih ediyorum. Cephe ilk yapıldığında değil zaman içerisinde ilginç bir hal alır. Bu açıdan, taş veya tuğla ya da monolitik tuğla üzerinde başarıyla uygulanmış alçı kullanılabilecek iyi malzemeler.

mimarlığın geleceği

Mimarinin teknik imkanlarını çok ciddiye almamız gerektiğini düşünüyorum. Bazıları gibi “Yüz, iki yüz yıl boyunca detaylar için en iyi teknoloji vardı, şimdi hiçbir şey göremiyoruz.” dememeliyiz. Tabii ki çağdaş ve her gün gelişen teknoloji imkanlarını kullanmalıyız. Eğer 3D baskı veya diğer bilgisayarlarla üretilen fikir veya teknolojiler sürdürülebilir cephe imkanı veriyorsa, harika. Yüz yıllarca elle yapıldı. Ben sadece el yapımı alçı, oyma veya taşı tercih etmeniz gerektiğini söyleyecek birisi değilim. Teknolojinin bize cephe ve geçmişteki binalar üzerine yapacağı araştırmalarla sürdürülebilirlik konusunda inanılmaz imkanlar sunması gerektiğini düşünüyorum. Bu yol şehrin ve binaların sürdürülebilirliğine dair yeni imkan ve pozisyonları daha az insan ve daha çok robot aracılığıyla bulmamıza olanak tanıyabilir; çünkü bugün işin inşaat tarafı hala çok zor. Düşünecek olursanız yağmurda, karda, her türlü hava koşulunda, soğukta çalışılıyor. Gerçekten de korkunç bir iş, çok zor. Aynı zamanda bu işi iyi bir hizmet kalitesi, detay kalitesi ile başarmak da öyle. Çok düşük bir sıcaklıkta ve vaktinde yetiştirilmesi için büyük zaman baskısı altında yürütülüyor. Eğer bunu teknoloji yardımıyla fabrikada hazırlanmış bir şeyle kısa zamanda başarabiliyorsanız, gerçekten müthiş. Bize sürdürülebilirliği sağladığı sürece teknolojiyi destekliyorum.

Benim için çizim, sanatın çok ayrı bir bölümü. Eğer çizim mimari için bu kadar kıymetli olmamış olsaydı bile, mimari çizimin sanatın önemli bir parçası ve başlı başına ilgi çekici bir sanat türü olduğunu düşünüyorum.

Çizim yapmak için ve konferans vermek amacıyla daha önce iki, üç kez İstanbul’u ziyaret ettim. Böyle bir şehirde çizim yapmak benim için zevkti. GAD Vakfı tarafından İstanbul’da bir konuşma yapmak üzere davet edilmekten çok büyük onur ve mutluluk duydum. Birbirimizi Moskova’dan tanıyoruz ve bence harika bir vakıf. Aynı zamanda üniversiteye davet edilmek de benim için çok hoş. Umarım konferans insanların ilgisini çeker, en büyük beklentim bu. Tecrübelerimi farklı yerlerde paylaşmak hoşuma gidiyor. İstanbul’u çok seviyorum. Her zaman gelebilirim çünkü bence bu şehir çok güzel.

Sergei TCHOBAN

Sergei Tchoban, Rus mimarlık ve gayrimenkul alanının bildiği bir isim. Aynı zamanda Berlin’de Tchoban Foundation adı altında kendi inşa ettiği binası da olan bir müze ve vakıf sahibi. Vakfımız olan “Mimarlık ve Yerleşme Kültürünü Geliştirme Araştırma Değerleme Eğitim Vakfı” (GADEV) ile ilişkilerinden dolayı kendisini tanıyoruz. Moskova’da düzenlenen Arch Moscow ve Urban Forum organizasyonunda yer almış ve orada da ilgi gören bir isim olmuştu. Bu kez biz onları misafir ettik. Ülkeler arası ilişkiler kurmak vakıflarımızın görevleri arasında. Sergei Tchoban konferansında öğrenciler, iş adamları; sektörümüzden paydaşlar, üreticiler konuya geniş çapta ilgi gösterdiler. Bu durum bizi daha fazla temas kurmak, ilişki geliştirmek ve organizasyon yapmak konusunda motive etti.

GAD FOUNDATION

Sergei Tchoban; okulda aldığı resim eğitimini mimarlık çalışmalarına yansıtarak çağımızın fark yaratan ismi haline gelmiş, projelerini bir sanat eseri gibi karşısına geçip izlenecek, detaylarına belki saatlerce bakılacak ögeler ile süsleyen, başarılarını bu sene aldığı Avrupa’nın en büyük mimarlık ödülü olarak nitelenen Avrupa Mimarlık Ödülü ile taçlandırmış bir sanatçı. Kendisi de ödüllü bir vakıf olan GAD Foundation’ın düzenlediği bu konferansa destek vermekten ve mimarlar, yükleniciler, öğrenciler ve basın mensuplarından oluşan hepsi birbirinden değerli katılımcılar ile birlikte olmaktan Schüco Türkiye olarak büyük keyif aldık.

SCHÜCO

Bugüne kadar pek çok değerli ismi sayfalarımızda konuk ederek bilgi aktarımına aracılık ettik. Bu zincirin son halkası Sergei Tchoban’dı. Mimarlık dünyasının bu önemli ismini ağırlamaktan, etkinliğin bir parçası olmaktan büyük onur ve mutluluk duyduk. Öğrenciler, mimarlar ve sektör temsilcilerinden oluşan katılımcılara, konferansın hayata geçmesini sağlayan GAD Foundation ve etkinlik sponsoru SCHÜCO’ya teşekkürlerimizi sunuyoruz. Fikir alışverişi, bilgi ve deneyimin paylaşılması, farklı paydaşları bir araya getirerek sinerji yaratma konusundaki çabamız artarak sürecek.

KONSEPT PROJELER®