Öğretmenler Günü

Şengül ÖYMEN GÜR

Mimarlık eğitimimi şekillendiren öğretmenlerim…

Öğrenciliğimdeki hocalarımız son derece görgülü ve kültürlü, birer erken dönem Cumhuriyet insanıydı. Bazıları yurt dışında kalmış, çocukluğunu veya gençliğini yurt dışında geçirmiş, Batı’yı daha yakından tanımış kişilerdi. Hepsi de gerçekten etkileyiciydi.

Bugün biz aynı etkiyi bırakabiliyor muyuz, çok emin değilim doğrusu.

Prof. Orhan ARDA

En sevdiğim hocalarımdan biri Prof. Orhan Arda idi. Kendisi Emin Onat ile birlikte Anıtkabir’in mimarlarındandı ve üç yarıyıl hocam oldu.

Bu süre içerisinde bana bir kez olsun “Şengül” demedi, daima “Şengül Hanım” diye hitap etti. Bu hitap 20 yaşında bir çocuk olarak beni şaşırtmazdı çünkü son derece zarif bir hali vardı. Orhan Bey’in bu tavırları hiç yapmacık değildi, üzerinde çok doğal dururdu.

Asıl şaşkınlığım zamanla başka insanları tanıdıkça ortaya çıktı, “Biz ne insanlar tanımışız zamanında” diye…

Prof. Orhan BOLAK

Hocalarımızın günümüzdeki nesilden farkları çok görgülü ve kibar olmalarıydı. Orhan Bolak da aynı özelliklere uyan bir hocamdı. Binaların insanlara benzetilerek tıpkı canlı bir varlıkmış gibi eleştirilebileceğini ondan öğrendim.

Bir gün bir öğrencinin yaptığı proje sunumunda, Orhan Bey’in yorumu “Bu vaziyet planının omzu çıkmış.” şeklinde oldu. O kadar güzel bir ifadeydi ki… Gerçekten tam da omzu çıkmış bir projeydi. Bu tashih çok hoşuma gitmişti.

Prof. Dr. Özgönül AKSOY

Proje hocası olarak güler yüzlü olmayı rahmetli Prof. Dr. Özgönül Aksoy’dan öğrendim. Özgönül Hoca tashihlerinde daima güler yüzlüydü; bunun öğrenciler üzerinde olumlu etkisi olduğunu düşünüyorum. Genç meslektaşlarıma da böyle olmalarını tavsiye ederim. Mimarlık eğitiminin eleştiriden başka bir yol ve yöntemi yok. Ağır eleştiri yapılabilir ama güler yüzlü ve dostane yaklaşım öğrencileri incitmiyor.

Prof. Gazanfer BEKEN

Gazanfer Beken de hatırımda kalmış bir başka değerli hocamızdı. Papyonunun bir gün dahi yan durduğunu görmedim. O da son derece zarif ve kibar bir insandı.

Mimarlık eğitimi, bilgi aktarımı, öğrenme

90’lı yılların başında Aldo Rossi’nin ortağı olan Giorgio Grassi’nin eğitimle ilgili bir yazısı vardır. Grassi özetle şöyle der:

“Çocuklara her şeyi dikte ettik. Bu yanlış. Daha diyalektik, tartışmacı bir modele geçmeliyiz. Her şey son derece hızlı değişiyor. Benim gece okuduğum gündüz başka bir şey olarak öğrencinin karşısına çıkıyor.”

Grassi genel olarak haklıdır, ancak öte yandan verilen her bilginin ortamla birlikte değerlendirilmesi gerekir. Şu anda ülkemizde eski devlet okulları ve yeni devlet okulları, eski vakıf okulları ve yeni vakıf okulları var. En kötü mimarlık eğitimi hangisinde diye sorarsanız, ikisinde de derim.

Yarısı devlete, diğer yarısı vakıflara ait olan 120’ye yakın mimarlık okulunun olduğu bir ülkede, mimarlığı çok severek isteyerek okuyan kaç kişidir? Hasbelkader gelen o kadar çok öğrenci var ki… Bu öğrenci profiliyle diyalektik yöntem kullanmak çok zor olur. Türkiye’de fikir tartışması yapabilecek öğrenci sayısı sınırlı, ancak belirli okullarda var.

Her şeye rağmen 21. yüzyılda öğrencilerin soru sormaktan çekinmeyeceği, kolay iletişim kurulabilir hocalar olmak gerekiyor. Proje konusunda eleştiri yapacak kişilerin, insanı tanıması lazım her şeyden önce.

Öğrencinin güvenini kazanmak gerekiyor, bu da ancak bilgili olduğunuzu fark etmesiyle olabilecek bir şey. İlkokuldan itibaren öğrenciler daima bilgili hocayı ayırt eder, sever ve saygı gösterir.

Şengül ÖYMEN GÜR

Beykent Üniversitesi Mimarlık (İngilizce) Bölümü Öğretim Üyesi