Evren Başbuğ
Stüdyo Evren Başbuğ

mimar
kamusal alan

Başla

Kamusal alan her zaman sürprizlere açık bir mecra. Genelde tasarladığınız durum gerçekte olanla örtüşmeyebiliyor. Bu anlamda kamusal alanlar kullanım çeşitliliği açısından oldukça dinamik mekanlar. Bu da belki işin en güzel kısmı.

karşılaştırma: mimari, peyzaj

İki alan, bizim için bir bütün aslında. Birinin nerede bitip ötekinin başladığı net olmadığından böyle bir ayrım yapmıyoruz çalışırken. İş yükü ve çalışma sistemi açısından da arada çok fark yok zaten bizim için. Peyzaj odaklı projeler için de mümkün olan en yüksek hassasiyeti ve özeni gösteriyoruz. Hakkıyla ele alınmış bir peyzaj projesi en az bir yapı projesi kadar sofistike unsurlar içeriyor. İçerik anlamında ise üç temel farktan bahsedilebilir.

Peyzaj projeleri genellikle kamusal alanlar için üretilen projeler. Bu da biraz ilginç bir durum yaratıyor. Müşteriniz çoğu zaman bir kamu kurumu oluyor, ama aslında tasarımı onlar için değil, hiç tanımadığınız, huyunu suyunu bilmediğiniz, o anki ruh halini kestiremediğiniz bambaşka bir kullanıcı için yapıyorsunuz. Kamusal alanlar, özellikle de kentsel doku içindekiler, her sınıftan çok çeşitli kullanıcının birlikte ve özgürce var olabildiği alanlar. Çoğu zaman tasarladığınız alanın kullanım yoğunluğunu bile kestirmek güç oluyor. Bu da tasarım reflekslerinizi temelden etkileyen bir durum. Birinci fark bu.

İkinci fark da aslında birincisiyle dolaylı olarak bağlantılı. Tasarım yaparken üzerinizde hissettiğiniz kamusal sorumluluk meselesi… İşi büyük olasılıkla bir kamu kurumu finanse ediyor gibi görünse de temelde kendiniz de dahil olmak üzere herkesin, tüm kentlilerin vergilerini harcıyorsunuz. Bu da kullanılan malzeme kalitesinden, işçilik maliyetlerine kadar birçok mesele üzerinde daha yoğun düşünmenizi gerektiriyor. Mümkün oldukça uzun ömürlü, iyi eskiyecek malzemeler kullanmak, vergilerden toplanan paranın doğru bir şekilde, kamu yararına kullanılmasını sağlamak önemli. Fakat bu hassasiyet, bizim için hiçbir zaman ucuz ve alelade olana meyletmek anlamına gelmiyor. Bu ülkenin kalitesiz ürün / hizmet kullanacak kadar zengin olmadığını düşünüyorum. Bu yüzden proje için önemli bulduğumuz iş ve ürün kalemleri için her fırsatta işverenlerimizi biraz daha fazla para harcamaya ikna etmeye uğraşıyoruz. Keşke yerel yönetimler ilk maliyeti düşük ürünleri ve hizmetleri kullanmanın yıllar içinde omuzlarına bindireceği bakım, tamir ve yenilenme masraflarını da hesaplayabilecek öngörüye sahip olsalar… 

Belki peyzaj projelerine özel bir durum değil ama yeri gelmişken kamu kurumlarına verilen proje hizmetlerindeki temel sıkıntıdan da bahsetmek gerekiyor. İhale süreci sonucunda imalat işini kimin alacağını, ürettiğiniz projeyi ne nitelikte bir yüklenicinin inşa edeceğini bilmiyorsunuz. Dolayısıyla mevzuatın elverdiği ölçüde projenin hiçbir noktasında herhangi bir açık nokta bırakmamaya özen göstermeniz gerekiyor. Çünkü işi layıkıyla yapmaya değil de daha fazla kazanmaya motive olmuş bir yüklenicinin işi alması durumunda tasarım aşamasında gösterdiğiniz tüm emekler boşa gidiyor.

Son olarak önemli bir farktan daha bahsetmek gerek. Her ne kadar yerel yönetimler tarafından temizliği ve bakımı periyodik olarak yapılsa da kamusal alanlar / peyzaj alanları doğası gereği biraz “sahipsiz” mekanlar. Birlikte yaşama bilincinin çok gelişmediği toplumlarda da parklar, kıyı alanları, meydanlar ve bu alanlar üzerindeki kentsel armatürler en kolay zarar verilen ve hatta çalınan şeyler oluyor doğal olarak. Kamusal alanlar hiçbir zaman kontrollü bir bina kadar korunaklı olamıyor bu anlamda. Aynı zamanda bu alanlar doğal olarak toplumsal olayların da sahnesi konumundalar. Bu da tasarımcıya kazalar, vandalizm ve art niyetli kullanım alternatifleri konusunda yüksek performans gösterecek detaylar geliştirmek gibi ekstra sorumluluklar yüklüyor.

Kamusal alanda hem malzeme hem detay anlamında belki her şeyin daha fazla kontrol altında olması gerekirken diğer yandan, tasarımcı olarak kamusal alanlar üzerindeki kontrol ve otorite talebimizi de bir miktar dizginlemek durumunda olduğumuzu düşünüyorum. Örneğin; yüzeyler üzerine yazılan esprili yazılar, şiirler ya da grafiti çalışmaları gibi kullanıcının mekan üzerinde bıraktığı kişisel izleri değerli buluyorum. Bu mekanın içselleştirildiğini gösteriyor bence. Bu kontrol dengesini iyi kurmak, kullanıcıya da kendi deneyimini yaşayabileceği veya kendini ifade edebileceği bir alan açmak gerekiyor.

Peyzajın; doğal, bitkisel, yapısal, kentsel, teknik ve beşeri olan tüm komponentleriyle birlikte ayrılmaz bir bütün olduğunu düşünüyoruz ve yarattığımız mekan kurgularının bu bütünlüğü bozmadan, ona katkı vermesini önemsiyoruz.

kullanıcı odaklı kamusal alan tasarlarken dikkat edilen noktalar

Açıkçası kamusal alan tasarlamanın belirli bir reçetesi olduğunu düşünmüyorum. Yerine göre, kullanıcıya göre, her seferinde tasarım reflekslerimiz ve önceliklerimiz değişiyor sanki. Ama bir kamusal alan tasarımının başarılı olduğunun en temel göstergesi kullanıcıların ortaya çıkan mekanı benimsemeleri ve orayı yoğun biçimde kullanıyor olmaları herhalde. Bu anlamda tasarım aşaması öncesindeki araştırma ve keşfetme kısmının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Biz genelde bu süreci olabildiğince uzun tutuyoruz ve ciddiye alıyoruz. Tasarlanacak alanın nasıl bir dokunuşa ihtiyacı olduğunu uzun uzun düşünüyoruz, birçok kez mevcut koşulları yerinde deneyimlemek için alana gidiyoruz, orada vakit geçiriyoruz. Bir tasarım alanını ve oranın dinamiklerini yeterince içselleştirdiğiniz zaman üretilen tasarım daha doğal bir süreçle ortaya çıkıyor zaten. Eğer “yer” ile bu yakınlığı kurabilirseniz, sonuçta ürettiğiniz şey sanki başından beri hep oradaymış gibi oluyor; kullanıcılar da bunu hissediyorlar bence.

Tabii şunu da eklememek olmaz: Kentlerindeki kamusal alanlarını hızla yitiren bir ülkede üretilen yeni nitelikli kamusal alanların “başarılı” sayılmaları için çok iyi tasarlanmış olmalarına gerek olmadığı da bir gerçek. Çünkü kullanıcı için karşılaştırma yapabileceği kadar çok ve çeşitli alternatif yok ortada. Türkiye’de bugün çok ciddi bir kamusal alan ihtiyacı ve talebi var. İnsanlar kent içinde de olsa nefes alabilecekleri kentsel boşluklara; çimene basabilecekleri, ağaç gölgesinde oturabilecekleri yeşil alanlara; yürüyüş yapabilecekleri, köpeklerini gezdirebilecekleri “promenade”lara; kendi kendilerine vakit geçirebilecekleri açık alanlara, çocuklarıyla vakit geçirebilecekleri çocuk parklarına ihtiyaç duyuyor. Biz ise bu alanları daha da artırmaya uğraşacağımıza her boşluğa daha fazla yapı inşa ediyoruz. Bu saydığım açık hava kullanımları her kentlinin talep etmesi gereken en temel kent hakları aslında. Öyle ya da böyle, kullanıcının temel taleplerine cevap verdiğinizde, işin büyük kısmını kotarmış oluyorsunuz zaten. Ondan ötesi kenti ve mesleğinizi ne kadar ciddiye aldığınıza bağlı biraz.

kullanıcıların bir arada olma ve tek başınalık ihtimallerinin dengelenmesi

Bunun dengelenmesi gerçekten önemli. Tasarladığımız alanlarda farklı türden kullanımları kurguluyoruz. İnsanların yalnız başına, küçük gruplar halinde veya büyük kalabalıklar içinde deneyimleyebilecekleri farklı senaryolar ve bu senaryolara göre farklı mekan kurguları yaratıyoruz. Ama bunu olabildiğince esnekliğe imkan verecek biçimde yapmaya da özen gösteriyoruz. Örneğin; İzmir Karşıyaka kıyı bandı için yaptığımız tüm tasarımları temelde Lefebvre’den alıntılayarak kullandığımız “Karşı – Mekan” kavramı etrafında şekillendirdik. Mekanın kullanıcıya herhangi bir kullanım biçimini dikte etmeden, kullanıcının özgür iradesiyle kendi kendine yaratacağı yaşantıya uygun bir fiziksel altlık oluşturmasını hedefledik. Çünkü kamusal alan her zaman sürprizlere açık bir mecra. Genelde tasarladığınız durum gerçekte olanla örtüşmeyebiliyor. Bu anlamda kamusal alanlar kullanım çeşitliliği açısından oldukça dinamik mekanlar. Bu da belki işin en güzel kısmı. Tasarladığınız bir mekanda zamanla ortaya çıkan korsan kullanımlar, o şekilde tasarlanmadığı ve hatta hiç düşünülmediği halde gerçekleşen alternatif kullanım biçimleri bana ilginç ve heyecan verici geliyor.

projeler: benzerlikler, farklılıklar

Bizim bütün projelerimizde en çok önem verdiğimiz mesele, yaptığımız mekansal kurgunun çevresi ile sağlıklı bir ilişki kurması. Bu ilişkinin boyutu ve karakteri, çevrenin karakterine bağlı olarak değişiyor. Bu kapsamda öne çıkan birkaç örnek:

Kent ve kıyı peyzajı ile kurulan ilişki anlamında: Bostanlı Yaya Köprüsü ve Gün Batımı Terası, Bostanlı Deniz ve Gösteri Meydanı

Kent ve arkeolojik peyzaj ile kurulan ilişki anlamında: Bornova Belediyesi Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi (Tarih Öncesi Yaşam Müzesi)

Doğal ve bitkisel peyzaj ile bütünleşme anlamında: LÖSEV’in Çerkeş’te yaptıracağı Rehabilitasyon ve Doğal Yaşam Merkezi için açtığı yarışmada mansiyon alan projemiz.

Kentsel doku ve tarihi peyzaj ile bütünleşme anlamında: Bursa Çekirge Belediyesi’nin Çekirge Meydanı’nın yeniden düzenlenmesi için açtığı yarışmada mansiyon alan projemiz.

Peyzajın; doğal, bitkisel, yapısal, kentsel, teknik ve beşeri olan tüm komponentleriyle birlikte ayrılmaz bir bütün olduğunu düşünüyoruz ve yarattığımız mekân kurgularının bu bütünlüğü bozmadan, ona katkı vermesini önemsiyoruz.

bana kalsa

Büyük bir kentte değil belki ama, küçük bir sahil kasabasında, vernaküler bir doku içinde, biraz yüksekten denizi gören, tatlı bir eğime sahip, üzerinde birkaç yaşlı zeytin ağacı bulunan, kasabadaki yerel dükkanlarla ve alçak eski taş binalarla çevrili
küçük bir meydanın tasarımıyla uğraşmak isterdim.