mimar
Gürhan BAKIRKÜRE
Bakırküre Architects

Artık ofisler kişilerin evlerinden çok daha fazla vakit geçirdikleri birer yaşam alanı haline gelmiş durumda. Bu sebeple mekanın merkezine insanı ve kişilerin ihtiyaçlarını koymak gerekiyor.

verimliliği sağlayan unsurlar

Her şirketin, her iş ortamının kendine ait disiplinleri, çalışma şartları ve prensipleri bulunur. Bunları iyi anlamak, analiz etmek ve her şirketin kendine özgü çalışma kültürünü yaratmak gerekir. Çünkü artık ofisler kişilerin evlerinden çok daha fazla vakit geçirdikleri birer yaşam alanı haline gelmiş durumda. Bu sebeple mekanın merkezine insanı ve kişilerin ihtiyaçlarını koymak gerekiyor. Ancak kurum ihtiyaçlarına gerçekten yanıt veren bir çalışma ortamı tasarlanabilirse ofisteki verimlilik maksimum derecede sağlanabilir. Çalışan mutluluğunu sağlayabilme koşulu, ofiste verimliliğin ana unsuru.

İletişimi ve sosyalleşmeyi destekleyecek mekanlar yaratmak bu bağlamda oldukça önemli. Çünkü, günümüz dünyasındaki çalışma rutini içerisinde masabaşı mesaisinin geçmesini bekleyen çalışandan verimlilik bekleyemezsiniz. O çalışanı mutlu etmeli, gerektiğinde kişilere kendi çalışma alanlarını seçme özgürlüklerini sunmalı veya aktif bir şekilde etkileşim kurmalarına zemin hazırlamalısınız. Ofisler sadece yönetimsel ve izole üretim mekanları olmaktan çıkmış, zamanın daha verimli kullanıldığı, fonksiyonel, etkileşimin ve sosyalleşmenin ön planda olduğu merkezler haline geldi. Birbirleri ile iletişim ve etkileşim halinde olan çalışanların bulunduğu bir ofiste hem işlerin daha hızlı ilerlemesi hem de aidiyet hissiyatı daha kuvvetli kurumlar oluşması sağlanır.

Bu kavramsal tarafın dışında fiziksel bağlamda gün ışığından maksimum derecede faydalanmak bahsedilen diğer koşullar kadar önemli. Çünkü ofislerde gün ışığı faktörü, çalışanların ruh hali, algılama düzeyleri, uyku halleri ve konsantrasyonlarıyla ve tüm bu etkenlerin sonucu olarak kişilerin verimlilikleriyle doğrudan ilişkili. Aynı zamanda gün ışığı, tasarımın bir parçası haline gelerek önemli miktarda enerji tasarrufu da sağlıyor.

Öte yandan elbette ki bu unsurları göz önüne alırken teknolojinin olanaklarından maksimum derecede faydalanmak gerekiyor. Bilgi alışverişinin böylesine kolay ve hızlı, teknolojinin ise parmağımızın ucunda olduğu bir dünyada daha doğru bilgilere ulaşmak konusunda oldukça şanslı durumdayız. Teknolojinin başlıca yararı verimliliktir. Şirketler, büyümelerine ve gelişmelerine yardımcı olacak verimli bir çalışma alanı oluşturmak için değişikliklere adapte olmalı ve teknolojiyi ofislerine akıllıca uygulamalı.

Ancak kurum ihtiyaçlarına gerçekten yanıt veren bir çalışma ortamı tasarlanabilirse ofisteki verimlilik maksimum derecede sağlanabilir. Çalışan mutluluğunu sağlayabilme koşulu, ofiste verimliliğin ana unsuru.

öngörülen değişimler

X, Y, gelecek kuşak olarak isimlendirilen Z kuşağı ve X, Y, Z kuşaklarının daha üst segmentinde yer alan C kuşağı yani “Connected Era – Bağlantı Çağı” çerçevesinden yeni çalışma alanlarını düşünmek, planlamak gerekiyor.

2000’den sonra doğan ve Z jenerasyonu dediğimiz bu kuşağın popülasyonu bebeğiyle, çocuğuyla, ergeniyle 20 milyona ulaşmış durumda. Teknolojinin ortasına doğan bu kuşağı iki sene sonra istihdam etmeye başlayacağız. Her kuşağın ihtiyacı bir öncekinden oldukça farklı ve bu yeni anlayış çerçevesi içerisinde gizlilik ve mahremiyet değerleri, hiyerarşik anlamdaki ilişkiler, kişisel bilgilerin paylaşımı gibi birçok nokta sorgulanmak zorunda. Buna uygun çözümler üretilerek tasarımın şekillendirilmesi gerekiyor. Aslında gelecekteki çalışma ortamlarının ihtiyaçları ve nitelikleri yine Z kuşağının kendi doğası içerisinde şekillenecek.

Ofislerde gün ışığı faktörü, çalışanların ruh hali, algılama düzeyleri, uyku halleri ve konsantrasyonlarıyla ve tüm bu etkenlerin sonucu olarak kişilerin verimlilikleriyle doğrudan ilişkili. Aynı zamanda gün ışığı, tasarımın bir parçası haline gelerek önemli miktarda enerji tasarrufu da sağlıyor.

Yaş üzerinden sınıflandırılan X, Y, Z kuşaklarının yanı sıra, dijital bilgi ve becerisi üzerinden sınıflandırılan C kuşağı, yeni nesil ofis mekanlarının şekillenmesinde önemli bir parametreye dönüşmeye başladı. İnteraktiflik ve hız kavramlarının böylesine baskın olduğu bir dönemde, tasarım kararları bu çizgide temellendirilmeli. Kişilerin ihtiyaç duydukları bilgiye doğru kaynaklardan kolay ulaşması, bilgiyi doğru kullanabilmesi ve bir paylaşım ortamında bulunması için teknolojinin sunduğu yenilikleri takip ederek yarattığınız ofisleri bu anlamda da donanımlı tasarlamanız gerekiyor. Gelişen ve değişen dünya bu yaklaşımı talep ediyor. “Bağlantı Çağı”, sadece çağı kapsayan bir terim olmaktan sıyrılarak, mail, telefon ve internetle kişileri bağlamasının ötesinde mekanları da birbirlerine bağlıyor; kişiler ve dünyaları ortak bir noktada kolaylıkla buluşturuyor. Hemen hemen her konu, kimsenin tek başına yeterli olamadığı bir çağda o konuyla ilgili paylaşım sağlayabilecek uzman kişilere ihtiyaç duyuyor.

Geçtiğimiz senelerde katıldığım “Geleceğin Ofisleri” başlıklı bir konuşma vardı. Orada, aşağı yukarı “Bu bir döngü” demiştim. Şu anda açık ofisler var, belli “private zone”lar var, hiyerarşi daha yataya dönüştü; aynı masada şef veya müdürle birlikte diğer çalışanlar da oturabiliyor. 5-10 sene sonra, modada olduğu gibi kıyafetlerin bir önceki döneme dönüş yapması gibi bir döngüye girilerek tekrar dikey hiyerarşiye dönülebilir. Çünkü 5-10 sene sonra belki de şefinizle bu kadar iç içe olmaktan ya da müdürünüzün yanı başınızda olup sizin her yaptığınızı izlemesinden sıkılabilirsiniz. Ama şurası bir gerçek, bir zamanlar “10 sene sonra ofis kalmayacak” deniyordu. Böyle bir şeyin imkânsız olduğunu gördük. İnsanlar beşeri ilişkilerini birbirine dokunarak, görerek, göz teması kurarak sağlıyorlar. Ofisler 10 sene, 15 sene sonra da önemini arttırarak var olmaya devam edecek. Burada ekip olarak çalışmak ile bireysel başarı arasındaki fark da önemli bir etken. Çalışma biçimlerimiz gelecekte de değişmeyecek. İnsanların birbiriyle olan iletişimi devam edecek.